Kapanması İçin Reklama Tıkla !
Acikogretimci aöf öğrencileri için en zengin kaynak  

Geri git   Acikogretimci aöf öğrencileri için en zengin kaynak >
ACIKOGRETIM DERS NOTLARI
> 2.Sınıf Ders Notları > Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:27 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart Atatürk ilkeleri ve inklap tarihi tüm üniteler

ÜNİTE - 1 İNKILAP (DEVRİM) KAVRAMI
TOPLUMLARIN EVRÝMÝ
İlk toplumlar kabile şeklinde kurulmuştur. Bir topluluk içindeki bütün insanlar eşdeğer sayılıyordu. Bütün işler kollektif olarak yapılıyordu.
[hide]Erkekler hep birlikte ava çıkıyor, elde ettiklerini aralarında paylaşıyorlardı. Ben duygusu değil biz duygusu egemendi. "Aile" henüz oluşmamıştı.
Bu insanların kullandıkları mallar üzerinde herkesin hakkı vardı. Yani "mülkiyet" kavramı da henüz bilinmiyordu. İlk devletler hep din temeline dayanıyordu.
"DEVLET" DÜZENİNE GEÇİŞ
"Aile" kavramının ortaya çıkmasıyla aile içinde kendiliğinden bir işbölümü meydana geldi. Anne çocuklara bakma, baba ise bu küçük topluluğu geçindirme görevini üstlendi.
Daha önceki dönemde kadın ile erkek arasında önemli bir fark yok iken şimdi bu iki tür arasında kendiliğinden bir görev ayrımı doğdu. Aile ile kişisel mülkiyet duygusu gelişti. Reisi kuvvetli olan aile diğer aileler üzerinde üstünlük kurdu ve böylece "boy" veya "kabile" dediğimiz ilk siyasal birlik belirmiş oldu.
Giderek bazı kabileler aynı inanca sahip olduklarını, aynı dili konuştuklarını, aynı düşmanların tehtidi altında bulunduklarını ve ekonomik çıkarların birbirlerini bağladığının farkına vardılar. Böylece kabileler birleştiler. İçlerinden en güçlü olanı başkan seçtiler
O kişi artık kabileler arasındaki düzeni sağlamaktadır. Buyrukları kabilenin ortak inancına uygun ise yasa durumunu alır.
Yasalara uymak zorunludur. Uymayan cezalandırılır.Böylece dünyanın çeşitli yerlerinde siyasal nitelikte birlikler belirdi. Kısaca "devlet" kavramı ortaya çıktf.
"Tarih boyunca bu gelişme içine bütün insanların girdiğini söylemek mümkün değildir. Bugün bile dev-letleşme aşamasına gelememiş topluluklar az da olsa vardır.
O halde devlet kurabilmek insanın eriştiği çok önemli bir gelişme aşamasıdır.
DEVLETİN GELİŞİMİ
Toplumların gelişmesinin geçirdiği süreç onların devlet aşamasına gelmeleriyle ilk sonucu vermiştir. Devlet kuramayan toplumlar ilerleyememişler; ya ilkel koşullar altında yaşamlarını sürdürmüşler, bir üst kültüre geçememişler veya çevrelerinde devlet kurmuş başka toplulukların tutsağı olmuşlardır.
Kültür; bir insan topluluğunun belli bir zaman içinde her alanda ürettiği maddi ve manevi bütün değerlerin toplamıdır.
Öyle ise devlet belli bir kültür düzeyine erişmiş toplumların ortaya çıkardıkları önemli bir kurum oluyor. Değerlerin üretilmesi için gerekli düzen devlet gücü tarafından sağlanır.
Devleti geçerli kılmak için onun sahip olduğu gücü toplum bireylerinde geçerli kılacak bazı temellere ihtiyaç duyar. Devlet ancak bu yolla varlığını his-settirebilir.
Bu temellerden birisi din'dir. Din toplum içinde yaşayanlar arasında birleştirici rol oynuyordu. Siyasal güce sahip olmaya başlayan şefler dini kullanıyorlardı, ilk devleti kuran Sürrierlerin siyasal şefleri dinlerinin baş rahipleriydi.
Hatta Mısır'da olduğu gibi, hükümdar doğrudan doğruya kendini tanrı dahi sayabilmiş ve toplum da bunu kabullenmişti, ilkçağda demokrat adıyla niteleyebilceğimiz toplumlara bile devlet gücü dolaylı da olsa dine dayanıyordu.
Dine dayansa da devletler kültür düzeyleri yükselterek varlıklarını sağlamlaştırmışlardır. Devletin en önemli işlevlerinden biri ise insanlar arasındaki ve toplum içindeki düzeni sağlamak için hukuk kuralları ortaya koymak ve bunların uygulanmasını sağlamaktır.
Bir devletin gelişmişlik derecesi hukuk kurallarının açık ve herkese eşit derecede olması ve adaletle uygulanması ile ölçülür.
Devletler çok uzun bir süre insanoğlunu ekonomik ve siyasal bakımdan ileriye götürmek yerine onların mevcut düzenlerini korumakla yetinmişlerdir. Bundan dolayı pek çok devletle yurttaşlar arasında hukuk kurallarının, uygulanmasında farklar gözetilmiştir.
Bazılarında hukuk adil uygulanmamış adil uygulananlarda ise kadm-erkek arasında fark görülmüştür. Günümüzde bile pek çok toplumda kadm-erkek eşitsizliği sürüp gidiyor. Bazı insanlar ise tam bir eşya gözüyle görülmüştür.
Onlara "köle" denilirdi. Kölelik düzeni son iki yüz yıl öncesine kadar varlığını sürdürdü. Tarih boyunca devletlerin gelişimi Avrupa'da "Aydınlanma Çağı" başlayıncaya kadar inişli çıkışlı bir grafik izlemiştir.
İNKILÂP (DEVRİM) KAVRAMI
Bir devleti yönetenler onun içinden çıktığı toplumun yapısına, kültürüne uygun davranmak zorundadır. Devlet gücünü elinde tutanlar, bu gücü toplumun gelişmesi için de kullanmalıdır. Bunu kullanmayanların devletleri bir süre sonra çökmüştür.
Düşünce özgürlüğü bulunmamasından dolayı kendine söylenenleri üzerinde derinlemesine düşünme olanığını bulmamıştır. Ortaçağın sonuna doğru bir uyanış başladı. Bu uyanışta coğrafi keşiflerin önemi büyüktür.
Aydınlanma çağının yaşanmasıyla bazı düşünürler "devlet" kavramı üzerinde durmaya başladılar. Yavaş bir evrimle gelişen devletler artık ihtiyacı karşılaya-mıyorlardı. Toplumda çeşitli sorular meydana geliyordu, insanlar arasındaki eşitsizlik nereden geliyordu. Böylece zihinlerde önemli bir aydınlanma oluşuyordu.
İHTİLÂL ve İNKILÂP
İhtilal, inkılabın ön aşamasıdır. İlkçağdaş Çin'de, Ortaçağda islam ve Hıristiyan dünyasında bazı düşünürler, hükümdarların adaletli hareket etmedikleri durumlarda değiştirilmelerini haklı görmüşlerdi.
Bu bir ihtilâl sayılmaz zorbalığa karşı bir direnme denilebilir. Aydınlanma çağında ise hükümdarın devlet gücünü Tanrıdan alma görüşü saçma olarak kabul edilmiş ve bütün yurttaşların devlet gücü üzerinde hakkı olduğu yolunda görüşmeler belirmeye başlamıştı.
Eğer bir hükümdar Tanrı'dan aldığı gücü halkın zararına kullanırsa insanlar arasındaki eşitsizliği gidermezse onu devirmek hakti.
Buna ilk büyük tepki bir İngiliz kolonisi olan Kuzey Amerika'dan geldi. Tarihin ilk bağımsızlık savaşını verdiler ve yepyeni bir devlet kurdular. Dünyanın ilk anayasasını oluşturdular.
Böylece Amerikalılar, İngiliz yönetimine karşı bir ihtilâl yapmışlardır. İhtilâl mevcut siyasal düzeni bazı güçlerin önderlerin öncülüğünde halkın zorla başından atması demekti.
Amerikalılar ihtilâl ile ortadan kaldırdıkları düzenden doğan boşluğu yeni esaslara dayanan bir devlet kurdular. İşte bu ikinci aşamaya "İnkılâp" (devrim) denir.
Bu olay Fransa'ya örnek oldu. Fransa'da halk, soylular, burjuvazi ve yarı köle gibi yaşayan yoksullardan oluşuyordu.
Kralların bu adaletsiz yönetimi sonucu burjuvaziler ayaklandı. 1789 yılında müthiş bir ihtilâl patlak verdi. Fransa'da krallık ve soyluluk kalktı. Kilisenin ayrıcalıkları sona erdi ve laiklik ilkesi devlete temel oldu
Böylece yepyeni esaslara dayanan bir toplum yapısı ortaya çıktı. Bu olaylarla dünyada ihtilâl ve inkılâp kavramları da gelişmiş oldu.
Fransız inkılâbı modeline göre pek çok ülkede ihtilâller görülmüştür. Bu iki tür olay hem 19yy.'da hem de 20.yy.'da çeşitli toplumlarda görüldü. Bugünkü Türk toplumunun temelleri de bu iki olayın ortaya koyduğu zemin üzerinde atılmıştır.
İNKILÂP MODELLERİ
Tarihte gözümüze çarpan birkaç devrim modeli vardır. Türk devriminin hangi model içinde yer aldığını bulacağız. Bütün devrimlerin iki ortak özelliği vardır.
Birincisi "zorlama"dır. Toplumda yüzlerce yıl yerleşmiş olan kurumları, o toplumun büyük bir bölümünün rızası da olsa, kolayca değiştirmek mümkün değildir.
Devrimin ikinci özelliği ise, toplumdaki belli başlı bütün siyasal, hukuksal, eğitsel, bilimsel kurumları kapsamına almasıdır. Sadece belirli, tek kurumun değiştirilmesi "devrim" sayılmaz.
Ancak, devrim dışı kalması gerekli bazı toplumsal kurumlar da vardır. Bunlar o toplumun manevi değerleridir. Din ve ahlâk gibi insanın iç dünyasını düzenleyen kurumlar da "zorlayıcı" değişiklikler yapılamaz.
Amerikan Devrimi; Avrupa'da gelişen çok önemli siyasal ve hukuksal düşüncelerin Amerikan aydın-larınca benimsenmesi sonucu mümkün olmuştur.
Yani Amerikan Devrimi bir düşünsel hazırlık evresinden geçmiştir. Daha güzel örneği Fransız Devriminde görürüz. Fransız Devrimi Avrupa kıtasını derinden etkilemiş ve bütün 19. yy. bu devrimin getirdiği yeniliklerin Avrupa toplumlarının büyük bir bölümü tarafından benimsenmesiyle gelmiştir.
Başka bazı devrimler ise böyle uzun bir hazırlık evresine ihtiyaç göstermez. Bazı toplumlar, başlarına geçen bir önderin veya önder kadronun yönetiminde bir ihtilâle sürüklenirler; ihtilâl başarılı geçerse devrim aşaması gelir ve yani bir düzen kurulur.
Bu tür devrimleri de ikiye ayırabiliriz. Önder kadro, başka ülkelerde daha önce doğmuş kimi ideolojileri kendilerine örnek alabilir. En güzel örneği 1917 yılında Rusya'da çıkan sosyalist ihtilâl oluşturur.
Bazı devrimlerde ise önder kadro toplum içindeki huzursuzlukları hiçbir model benimsemeden kendi bildiği gibi çözmek ister. Bu tür devrimler genellikle başarısızlıkla sonuçlanırlar.
Türk Devrimini yukarıdaki modellerden hangisine koymalı sorusunun yanıtı pek kolay değil. Türk devriminde "karmaşık" bir özellik vardır. 19. yy. ortalarında özellikle Fransız devriminin özgürlükçü modeli bir hayli gözde idi.
Diğer yandan, belli ölçüde A-merikan modelini andırır biçimde bir Kurtuluş Savaşı Türk devriminin başlangıç evresinde yer alır; fark şudur; Amerikalılar bağımsızlıklarını ilk kez kazanmak için harekete geçtiler, biz ise, binlerce yıl bağımsız yaşayan bir ulus olarak bu niteliğimizi yitirdiğimiz için yeni bir savaş sonu işgale ve parçalanmaya uğradığımız için Kurtuluş Savaşını yürüttük.
Savaş sırasında yepyeni esaslara dayanan bir devlet kuruldu. Yeni ile eski devlet arasında bir uyumsuzluk vardı. Bu aşamada hem eskiye karşı bir ihtilâl vardır, hem de devrim yoluyla kurulan yeni bir düzen.
Böylece Türk Devriminde diğer inkılâp hareketlerinde görülen özelliklerin hemen hepsi bir ölçüde bulunmaktadır. Ama, bütün bu olgular "ulusal" bir kalıba dökülmesi kendine özgü bir model oluşmuştur.
İNKILÂP İLE KARIŞTIRILMAMASI GEREKLİ OLAN KAVRAMLAR
Devrim ile inkılâp aynı şeydir. Ama ihtilâl ile inkılâp aynı değildir İhtilâl, inkılâbın ön aşamasıdır.
Evrim ile devrim arasında çok büyük fark vardır. Bütün bilim dünyasının üzerinde birleştiği üzere, evrim, toplumsal kurumların kendiliğinden hissedilmeden zamanın koşullarına uyarak değişmesidir.
Bazı toplumlarda, devlet yapısının çeşitli alanlarda işlerliğini yitirmesi sonucu "düzeltimlere" ıslahata gidilebilir. Bu tür değişikliklere "reform" adı verilir. Islahat girişimlerinde "zorla değiştirme" yoktur. Mevcut devlet bazı alanlarda yenilik yapmakta, o alanlara işlerlik kazandırmak istemektedir.
Örneğin; Osmanlı Devleti'nde zaman zaman "Islahata" gidilmiş, yani reformlar yapılmıştır. Ama bir "Osmanlı Devrimi" yoktur.
Kimi toplumlarda ise devletin yönetim kadroları çeşitli nedenlerle iş göremez hale gelirler. Bu durumda özellikle askeri gücü elinde bulunduranlar, mevcutyönetimi zorla değiştirip, yeni bir kadroyu işbaşına geçirebilirler. Bu tür olaylara hükümet darbesi denir. Darbelerde bir zorlama vardır.
Ünite 1 Degerlendirme Sorulari

1- Avrupa kıtasını derinden etkileyen ve bütün 19. yüzyılda getirdiği yenilikler Avrupa toplumları tarafından benimsenen devrim aşagıdakilerden hangisidir?


Amerikan Devrimi
İngiliz Devrimi

Rus Devrimi
Fransız Devrimi

Türk Devrimi
________________________________________
2- Bilim ve sanayide inkılâbın başladığı yüzyıllar kronolojik sıraya göre, aşağıdakilerden hangisidir?


16. yy -18. yy
14. yy-16. yy

13. yy-16. yy
18. yy -19. yy

17. yy -18. yy
________________________________________
3- Türk Devrimi'nin sosyolojik ve hukuksal açıdan tarihte eşi görülmemiş bir devrim olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?


Doğu toplumlarına önderlik etmesi

Diğer devrimlerde görülen özelliklerin ulusal kalıba dökülüp, kendine özgü bir model oluşturması

Şiddet öğesinin bulunmaması

Oldukça uzun sayılabilecek bir hazırlık dönemi geçirmesi

Bütün dış etkilere kapalı olması
________________________________________
4- Toplumsal yapıları gelişme ve yenileşmeye açık olan toplumlarda, ihtiyaç duyulduğunda yenileşmenin daha kolay sağlandığı bilinmektedir. Aşağıdakilerden hangisi bu uluslara bir örnektir?


Ruslar
İskandinav Ulusları
Amerikalılar
Fransızlar
Almanlar
________________________________________
5- Batı'da Ortaçağ'ın sonlarına doğru bir uyanış başlamış ve bu uyanış sonucunda Aydınlanma Çağı açılmıştı. Aşagıdakilerden hangisi bu uyanışın nedenlerinden biri değildir?


Roma İmparatorluğu'nun eski gücünü yitirmesi

Aklın giderek özgürleşmesi

ilkçağ'ın büyük düşünürlerinin yapıtlarının yeniden değerlendirilmesi

Coğrafi keşiflerin etkisi

Kapalı ve içine dönük ekonomik yaşamın kırılması
________________________________________
6- Aşağıdakilerden hangisi toplum ve devlet hayatında inkılâpları hızlandıran bir neden değildjr?


Toplumu oluşturan katmanlar arasında anlaşmazlık

İnkılâpları başlatacak önderlerin bulunması

Kurulu düzenin yeterli olmaması

Yeni akımların toplum üzerinde etkisi

Özgürlüğün amaçlanması
________________________________________
7- Bütün yurttaşların devlet gücü üzerinde hakkı olduğu yolundaki görüşlerin belirlemeye başladığı dönem aşagıdakilerden hangisidir?


Aydınlanma Çağı
Ortaçağ
İlkçağ
Maden Devri
Feodal dönem

________________________________________
8- Devlet kurma aşamasına gelemeyen insan topluluklarının özelliği nedir?


Av teknikleri gelişmemiştir.

Savaş konusunda yeteneklidirler.

İnsan birey olarak gerçek yerini henüz bulamamıştır.

Bu insanların konuşma ve düşünme yetenekleri yoktur.

Şefler arasında anlaşmazlıklar vardır. [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
Aşk_Meleği Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 7 Kisi:
eeliff (08-17-2009), es059 (01-07-2010), kaskus_senn (08-03-2009), saadet tugce (08-07-2009), sinanbayar (07-22-2009), zalimsin_22 (01-07-2010), özöz (08-19-2009)
  #2 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:27 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 2 TÜRK İNKILABINA YOL AÇAN NEDENLERİ
Dünyanın en eski uluslarından biri olan Türkler de pek çok ülkede kurdukları devletleri, inandıkları dinlerin esaslarına dayandırmışlardır.
[hide]Buyruklarındaki çeşitli ve çoğu akraba kavimlerden oluşan kabileleri birleştiren Türkler, oluşturdukları devletlerin başına "hakan" veya "kağan" adını verdikleri birini geçiriyorlardı.
Eski Türk dinsel inanışına göre kağan ailesine "Gök Tanrı" egemenlik, yani devleti yönetme, buyurma yetkisini vermişti. Gök Tanrı egemenlik gücünü Kağan ailesine verdiği için o aile içindeki bütün erkeklerin devleti yönetme hakkı vardı.
Aile içinden kimin Kağan seçileceğini boyların şefleri saptarlardı. Kağan seçilen prens, ülkenin yönetimini kendisi gibi egemenlik hakkına sahip diğer kardeşleri ve yeğenleri ile birlikte yürütürdü.
Bundan dolayı Türklerin kurdukları devletler kısa sürede parçalanabilirdi.Göçebe kabileler birliği biçiminde gelişen Türk devletlerinde kadınlar da pek çok işi erkeklerle birlikte görüyorlardı.
Kadınlar kabile şeflerini temsil ederek, Kağan seçimine katılabilirlerdi. Osmanlı Devle-ti'nde ise haremdeki cariyeler (kadmköleler) içinde padişaha erkek çocuk doğuranlar eş kabul edilirlerdi, fakat hiçbir siyasal yetkileri bulunmazdı.
Türkler İslâmiyetten önce böyle bir toplumsal-si-yasal yapı içindeydiler, islâmiyet 7. yüzyılda Arap ya-nmadasfnda belirip, ilk dört halife döneminde (652-658) ise hızla yayılırken, Emeviler dönemi (661-750) başladığı zaman Arap orduları İran üzerinden Türk illerine ilerlemeye ve İslâmiyet! zorla yaymaya çalışıyorlardı.
Türkler Emevilere karşı koydular. Abbasi Devletiyle birlikte durum değişti. Türkler üzerindeki zorlama siyaseti bırakıldı. Türk illeri ile Abbasiler arasında canlı bir ticaret yaşamı başladı. 10. yüzyılda ise Türklerin büyük kısmı İslamı benimsediler ve bu dinin koruyucusu, yayıcısı durumuna geldiler.
Bunların içinde en önemlilerinden biri, XI. yüzyılda kurulan Selçuklu Devleti'dir. Selçuklular, 1057 yılında Abbasi halifesini Şiilerin elinden kurtardılar.
Böylece İslam dünyasının siyasal egemeni oldular. Anadolu'yu da Türk yurdu yapan Selçuklular Türk ve islam kültürü üzerinde yükselen yepyeni bir uygurlık kurdular.
Ancak 13. yüzyılda Moğol istilasından sonra yıkılan Anadolu uzun bir süre belini doğrultamadı. Devlet ufak Türk beyliklerine bölündü.
Bunların en küçüğe ve en batıda olanı, komşusu Bizans'ın giderek güçsüzleşmesinden yararlanarak sınırlarını Batıya doğru genişletti. 15. yüzyıl ortasında istanbul fethedildi. Osmanlı Devleti tam bir imparatorluk haline geldi.
OSMANLI TOPLUM VE DEVLET DÜZENİ
Osmanlıların toplumsal düzeni ve devlet yapısı Anadolu Selçukluları modeHne göre işliyordu, devlet güçlenip ilk önce Rumeli'de sonra da Anadolu'da tam bir egemenlik kurunca, toplum yapısında bazı değişiklikler başladı.
Doğrudan doğruya dinsel kural-lara:dayanan güçlü bir imparatorluk oluştu.Ayrıca Türkler Orta Asya'dan beri edindikleri egemenlik anlayışı ile islamiyetle gelen esasları birleştirmişlerdi.
Osmanlı devletinde de durum böyleydi. Aile içinde, gene eski Türk geleneklerine uygun o-larak bütün erkekler egemenlik hakkıyla donatılmışlardı.
Bu durumda en güçlü olan ve devlet büyüklerinin desteğini alan şehzade padişah oluyordu. Egemenlik aile üyeleri arasında paylaştırılınca devlet çökme tehlikesiyle karşılaşıyordu.
Böylece Yıldırım Bayezıt (1359-1402) döneminden itibaren tahta geçen şehzade kendisine rakip olarak gördüğü erkek kardeşlerini öldürmeye başladı.
Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) bu yöntemi bir saltanat yasası durumuna getirdi. 17. yüzyılda bu saltanat yasası da yavaş yavaş değişti. Osmanlı ailesinden en yaşlı erkek üye padişah oldu. Bu yöntem Osmanlı devleti sona erinceye kadar sürdü.
Osmanlı Devleti'nde padişahın yetkileri mutlak olduğu için her iş onun kişiliğine bağlıydı.
Padişah bütün devlet işlerini tek başına göremeyeceği için kendisine bir vekil atardı. Bu vekile "Ve-zir-i âzam" veya "Sadrazam" denilirdi.
Ülkeyi padişah adına yönettiği halde bu en yetkili görevlinin bile can ve mal güvencesi yoktu. Başta vekili olmak üzere devlet görevlilerinin hepsi padişahın kulu sayılırdı.
Sadece din bilginleri bu katı kuralın dışında idiler. "Ulema" denilen bu din bilginleri devlet içinde gittikçe ayrıcalıklı bir konuma erişti.
ORTAÇAĞ VE YAKINÇAĞ'DA OSMANLI DEVLETİ'NİN EKONOMİK DÜZENİ
Osmanlı Devleti büyük bir tarım ülkesiydi. Osmanlı Devleti'nde toprak padişahın yanı devletin malı sayılırdı. Ancak devlet toprağı doğrudan doğruya işleyemezd1. Bir memurunu (sipahi) toprağı yönetmekle görevlendirirdi.
Sipahi toprak üzerindeki köylülere iyi davranmak zorundaydı Köylünün yapacağı iş, ürünü aldıktan sonra bunun belli bir bölümünü veri olarak sipahiye vermekti.
Ürünün geriye kalanı onun olurdu. Bu yolla devlet devlet memuru olan sipahisine bir para ödemekten de kurtulurdu. Sipahi de vergilerin bir bölümüyle geçinirken, artanı ile de asker yetiştirirdi.
OSMANLI TOPLUM DÜZENİ
Osmanlı Devleti'nde yaşayan yurttaşlar "Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar (gayrimüslimler)" biçiminde iki ana gruba ayrılırdı.
Devlet "Ehl-i Kitap" olan yani tek tanrıya inanan dinlere mensup olanlara, devlete itaat etmeleri durumunda büyük özgürlükler ve güvenceler sağlamıştı. Bu yurttaşlar inançlarının bütün gereklerini rahatça ve devlet güvencesi altında yerine getirirlerdi.
Ne özel ne de ekonomik yaşamlarına karışılırdı. Yalnız erkek gayrimüslimler "cizye" adında bir vergi öder, bundan başka devlet yönetiminde görev alamazlardı.
OSMANLI DEVLETİ'NİN GERİLEME NEDENLERİ
Osmanlı devleti 17. yüzyıl ortalarında bir durgunluk içine girdi, ilk önce yavaş yavaş sonra da hızla gerilemeye ve bir çökme süreci içine girmeye başladı.
Osmanlı Devleti konumu bakımından açık denizlere çıkacak durumda değildi. Bu nedenle büyük coğrafya keşiflerine katılıp denizaşırı ülkelere yerleşememişti.
Oysa bu keşifler Avrupa'nın durgun ekonomik ve siyasal yapısını değiştirmişti. Özellikle Batı Avrupa yüzünü tamamen açık denizlere çevirdi. Böylece Uzakdoğu ülkeleriyle, Anadolu ve Rusya üzerinden yapılan ticaret çöktü.
Diğer yandan Osmanlı tarım ürünleri de Batıdaki pazarlarını yitirdi. Çünkü denizaşırı ülkelerden daha bol ve ucuz mal sağlanıyordu.
Avrupa'daki bu uyanış düşünce, bilim ve dinde reform konularında da büyük patlamalar getirdi. Eğitim işini tamamen ihmal etmiş Osmanlılar için bu gelişmelerin içine girmek mümkün değildi.
Böylece ekonomik gerilemenin yanına eğitim ve bilim alanındaki yetersizlikler eklendi. Ayrıca 17. yüzyılda Rusya'nın Osmanlı Devleti üzerinden sıcak denizlere açılmak istemesi, diğer taraftan iran ile mezhep çekişmelerinin sürmesi Osmanlı devletini durmadan savaşan bir makine haline getirmişti.
Köylünün durumu dikkate alınmadan gelirleri artırmak yoluna gidilmesi toprak düzenini bozdu. Eskiden kalan sağlam bazı kurumlarıyla ve batıda uyandırdığı korku dolayısı ile Osmanlılar 18. yüzyılın sonuna kadar dayandılar.
Fransız ihtilalinin patlak vermesi gerilemeyi bir çöküş durumuna getirdi.Fransız ihtilalinin getirdiği ulusçuluk akımı tam bir felaket idi. ilk önce Sırplar 1812'de özerk oldular.
Ardından 1829'da Yunanistan'ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalındı. Osmanlı devlet adamları bu kötü gidişi durdurmak için birtakım reform hareketine girdiler.
OSMANLI DEVLETİ'NDE ISLAHAT HAREKETLERİ
Osmanlı Devleti'nde geleneksel bazı alışkanlıkları kırarak yeniliklere yönelme düşüncesinin ilk denemesi 1727 yılında kitap basım tekniğinin Türklerce de uygulanmasıdır.
Ama asıl reform çağı, Osmanlı Devleti'nde büyük hükümdar III. Selim ile başladı (1789-1807). Arada bir bazı ufak kesintilere rağmen ıslahat çabaları çeşitli alanlarda, devlet sona erinceye kadar sürmüştür.
Osmanlı dönemindeki reformların temel amacı "devlet"! kurtarmaktı. Birey, yani insan, ikinci, hatta üçüncü plana itilmişti.
Hedef o "devlet"in parçalanmaktan kurtulması, tekrar eski gücüne hiç olmazsa yaklaşmasını sağlamaktı. Bütün çabalar bu yöne doğru yönelmiştir.
Bu çabalar:
• Osmanlı ordularının Batı karşısında sürekli yenilmesinden dolayı ilk büyük reformlar "orduyu" düzeltmek isteğini gerçekleştirme yolunda başladı.
• Ülkenin en verimli ve zengin yerlerinde yaşayan gayrimüslim yurttaşlar ulusçuluk akımının da etkisiyle bağımsızlık için ayaklanmışlardı. 19. yüzyıl boyunca gerçekleştirilen hukuk reformlarının ilk a-macı bu yurttaşları tekrar "devlete" kazandırmayı amaçlıyordu.
• Yapılan reformların "İslâmiyetle bağdaşıp bağdaşmadığı" en önemli çekişme noktasıydı. Hem din esasları içinde kalınacak, hem de çağdaşlaşılacaktı. Bu nedenle bazı aydınlar körü körüne bir Batı taklitçiliği içine girerken bazı aydınlar da buna tepki olarak geleneksel islam içinde kalmanın tek çıkar yol olduğuna inanmıştı.
III. SELİM VE II. MAHMUT DÖNEMİ
III. Selim, devletteki bozuklukları iyi teşhis etmişti. Ulaşmak istediği düzene "Nizam-ı Cedit: Yeni Düzen" adını vermişti.
Ama onun bu düşüncelerini gerekleştirebilecek bir kadro yoktu çevresinde. Birkaç iyi niyetli aydınla bazı yeniliklere girişti. Oldukça modern ve girdiği savaşlarda başarı gösteren bir ordu kurdu; diplomatik temsilciliklerimizi ilk kez o açtı.
Ancak III. Selim eski düzen yandaşlarınca bir ayaklanma sonucu devrildi. Yerine getirilen kardeşi IV. Mustafa tarafından öldürüldü (1808).
Bazı ileri görüşlü kişilerin yardımıyla bu padişah da devrildi. Tahta II. Mahmut çıkarıldı. Bu işi yapan bir Ayandı (Alemdar Mustafa Paşa).
II. Mahmut, amcası III. Selim'in hedeflerini kavramış ve onların gerçekleştirilmesi için neler yapılması üzerinde sağlam düşünceler üretmişti.
İlk önce ona engel olmak isteyenleri ortadan kaldırmak gerekliydi. Önce Ayanların siyasal güçlerini yok etti. 1826 tarihinde ( vaka-i hayyriye ) yeniçeri ocağını kaldırdı.
Ardından 16. yüzyıldan beri değişmeyen, merkez örgütüne yeni bir biçim verdi. II. Mahmut memurları bugünküne benzer statüye kavuşturdu.
Onların "Kul" olarak görülmelerini ortadan kaldırdı. Canlarını ve mallarını, hazırladığı bir yasa ile güvence altına aldı. Onlara düzenli aylıklar bağladı:
TANZİMAT DÖNEMİNİN AÇILMASI
II. Mahmut'un ölümünden sonra başa geçen oğlu Abdülmecid'in (1839-1861) çıkardığı iki büyük ferman İslam tarihinde çok önemli yenilikler içerir.
3 Kasım 1839 günü ilan edilen "Tanzimat Fermanı" ile devletin içine düştüğü durumdan kurtulmanın ilk çaresi olarak yurttaş ile devlet arasındaki ilişkiyi tekrar sağlamlaştırmak olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle iyice yozlaşmış adalet işleri bir düzene kavuşturulacaktır. İlk kez bütün yurttaşlara yaygın bir ceza yasası yapılacaktır.
En önemlisi, yüzlerce yıl ölüm cezası verme hakkını bile elinde tutan padişah, hiçbir halk hareketi, ihtilal vb. olmadan kendi isteği ile bu yetkisinden vazgeçmektedir.
Hukuk devletinin bütün insanlara can güvencesi vermesidir. Bu da ancak yasaya uygun davranmak, adil bir biçimde yargılanmak ile sağlanır. İşte Tanzimat Fermanı ile bütün Osmanlı yurttaşlarına hukuk devletinin bu ilk ve belki en önemli ilkesi tanınmış oluyordu.
Abdülmecid 28 Şubat 1856 tarihinde, Kırım Savaşında ingiliz ve Fransız devletlerini yanına çekebilmek için ikinci reformu "Islahat Fermanı" adıyla i-lan etti. Müslüman olan ve olmayan yurttaşlar a-rasında yasalar karşısında tam eşitlik sağlandı.
Tanzimat döneminde devlet adamları şeriatın düzenlemediği konularda Batıdan yasalar aldılar. Böylece hukuk iki başlı duruma geldi.
Yeni orta öğretim kurumları ile yüksek okullar açıldı. Ama doğrudan doğruya din eğitimi veren medreselere dokunulmadı. Böylece eğitim alanında çift başlı bir alan oluştu.
MEŞRUTİYET DÖNEMİNİN AÇILMASI
Bazı hukuk reformları ile ulusçuluk duygularını bastırmak mümkün olmuyordu, bu nedenle dış felaketler birbirini izliyor, yapılan düzeltimler bir türlü istenilen sonuçları veremiyordu.
Bu durum karşısında Tanzimat döneminde yetişen ve Batı siyasal sistemini bir ölçüde kavramış sayıca az bir aydın grubu yeni bir kurtuluş çaresi önerdi.
Bu da halkın egemenliğe ortak edilmesi, siyasal özgürlüklerle donatılması idi. Böylece "Osmanlılık" ruhu doğacak her türlü özgürlüğe sahip olan insanlar devletin birliğini bozma düşüncesinden uzaklaşacaklardı.
1870 yılına doğru Türk tarihinde ilk kez siyasal özgürlükler uğrunda mücadele başladı. Sivil aydınların 1876'da silahlı kuvvetlerle işbirliği sonucunda Abdülaziz tahttan indirildi.
Yerine geçirilen V. Murat'ın akıl hastalığına tutulduğu için o da tahttan indirilip yerine Abdülhamit getirildi.
BİRİNCİ MEŞRUTİYET
II. Abdülhamit tahta çıktıktan sonra ilan edeceğine söz verdiği anayasayı hazırlattı, bu anayasa Avrupa toplumlarında olduğu gibi halkın bir baskısı sonunda ilan edilmemişti. Bir grup aydın ve asker isteği üzerine hazırlanmıştı.
Anayasayı yapan güç, egemenliği kesinlikle elinde tutan padişah olduğu için onu değiştirmek ve kaldırmak hakkı da hükümdara aitti.
23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasa (Kanun-i Esasi) aslında özgürlükçü bir rejim getirmiyordu. Egemenlik Osmanlı ailesine aitti. Osmanlı yurttaşlarının siyasal parti kurma ve toplantı özgürlükleri yoktu.
Tek yenilik bir kanadı halkın (Heyet-i Mebusan), diğer kanadı padişahın (Heyet-i Ayan) seçtiği bir parlamento kurulmasıydı. Bu meclisler birer danışma kurulu gibi idiler. Yasama yetkisi padişaha aitti.
Gene hükümeti kuran görevden alan padişahtı. Yargı güvenfiği kesin değildi. 1877-78 Türk-Rus savaşındaki yenilgiler üzerine Mebuslar Meclisi'nde hükümet ağır eleştirilmişti.
Bu tartışmaya kızan II. Abdülhamit her iki meclisi de tatil etti (1878). Doğrudan doğruya kişisel yönetim kurdu. Bu gidişten hoşnut olmayan genç subayların hemen hepsi II. Abdülhamit'in istibdat rejimine karşı cephe alıp aynı düşünceleri paylaşan diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler kuruyor, özgürlük mücadelesini yeraltında yürütmeye çalışıyorlardı. Bütün gizli dernekleri çatısı altında toplayan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" kuruldu.
İKİNCİ MEŞRUTİYET
20. yüzyılın başında Almanya'nın İngiliz çıkarlarını büyük ölçüde tehdit etmesi ve Osmanlı Devle-ti'ne yanaşması, ingiltere'nin birtakım gizli antlaşmalarla başta istanbul olmak üzere Ruslar'ın göz diktiği her yerin onlara verilmesine razı gelmesine neden oldu.
Bu durum karşısında II. Abdülhamit'in siyasetini yetersiz bulan ve ancakyeniden anayasalı bir monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan İttihat ve Terakki Derneği'nin askeri üyeleri 1908'de saraya başkaldırarak II. Abdülhamit'in tekrar parlamentoyu toplamasını sağladılar. Böylece tarihimizde "İkinci Meşrutiyet" adı verilen dönem açılmış oldu (1908).
Meşrutiyetin siyasal ve hukuksal karşılığı bir hükümdarın yetkilerini demokratik bir anayasa ile "şarta bağlamak" yani halkla hükümdar arasında bir yetki paylaşmasına gidilmesidir.
Genç subayların enellikle Alman yandaşı olduğu için Osmanlı'nın güçleneceğini düşünen İngilizler, ordudaki alaylı okullu subay ayrımını kışkırttılar.
Bunun sonucunda 31 Mart 1909'da istanbul'da büyük bir gerici ayaklanma çıktı. Hareket ordusu ayaklanmayı bastırdı. II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmet Reşat geçirildi. Anayasa'da olumlu değişiklikler yapıldı. Siyasal örgütleme ve toplantı hakları yurttaşlara tanındı.
Siyasal partilerin kurulması dönemi açıldı. Meclis-i Mebusan'ın yetkileri daraltıldı. Hükümetin meclise karşı sorumluluğu kabul edildi. Yargı güvensizliği yaratan hüküm kaldırıldı.
TRABLUSGARB VE BALKAN SAVAŞLARI
II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra Bulgaristan-bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan Bos-na-Hersek'i topraklarına kattı, Girit tamamen Yunanistan'a bağlandı.
Avrupa'da birliğini geç tamamlayan italya sömürge arayışına girişmişti. İngiltere ve Fransa'nın desteğini alan İtalyanlar Kuzey Afrika'daki son Osmanlı toprağı olan Trablusgarb'a asker çıkardılar.
Rodos ve Oniki adayı işgal ettiler. Sonunda Ekim 1912'de yapılan Uşi anlaşmasıyla Trablusgarb İtalyanlar'a bırakıldı. Rodos ve Oniki ada geçici olarak İtalya'ya bırakıldı.
Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki egemenliğine son vermek isteyen Rusya Balkan devletlerini kışkırttı. Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ Osmanlı'ya karşı ittifak yaptılar.
Bu devletler Ekim 1912'de Osmanlı Devleti'ne savaş açtılar. Savaş sonunda Osmanlılar ağır bir yenilgi aldılar. 1913 yılında yapılan Londra Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti'nin batı sınırı Midye-Enez çizgisine kadar geri çekildi, imroz ye Bozcaada dışındaki Ege adaları Yunanistan'a verildi.
Edirne ve Kırklareli Bulgaristan'a verildi. Arnavutluk bağımsızlığını ilan ett. Ayrıca 23 Ocak 1913 tarihinde İttihat Terakki Babıâli Baskını ile yönetimi tam anlamıyla ele geçirdi.
Osmanlı'dan aldıkları toprakları Balkan devletlerinin paylaşamaması II. Balkan Savaşının çıkmasına neden oldu. II. Balkan savaşına ilk savaşa katılmayan Romanya'da katılmıştır.
Savaş sonunda Osmanlı Devleti Edirne ve Kırklareli'yi Bulgarlar'ın elinden kurtarmıştır. Bulgarlar ile İstanbul, Yunanlılar ile Atina, Sırplar ile yine İstanbul antlaşmaları yapıldı.
Ünite 2 Degerlendirme Sorulari

1- Osmanlı Devleti'nde erkek gayri müslimlerden alınan vergi aşağıdakilerden hangisidir?


İltizam
Öşür
Ağnam
Bennak
Cizye
________________________________________
2- Osmanlı Devleti 1912 yılında imzaladığı Uşi Antlaşmasıyla aşağıdakilerden hangisi kaybetmiştir?


Trablusgarb
Arap Yarımadası
Bulgaristan
Tunus
Mısır

________________________________________
3- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Osmanlı Devleti'nin kaybettiği topraklardan biri değildir?


Yunanistan
Ege Adaları
Arnavutluk
Bulgaristan
Trablusgarb

________________________________________
4- Aşağıdakilerden hangisi II. Meşrutiyete karşı çıkan ayaklanmadır?


Parona Halil Ayaklanması
Şeyh Sait Ayaklanması

31 Mart Olayı
Kabakçı Mustafa Ayaklanması

Menemen Olayı
________________________________________
5- Aşağıdaki devletlerden hangisi diğerlerine göre daha önce bağımsızlığını ilan etmiştir?


Yunanistan
Arnavutluk
Sırbistan
Bulgaristan
Romanya
________________________________________
6- Trablusgarb Savaşı hangi devletle hangi tarihte yapıldı?


Fransızlarla 1910
İtalyanlarla 1911

İngilizlerle 1908
Yunanlılarla 1913

Ruslarla 1911

________________________________________
7- Osmanlı'da Gerileme Döneminde ilk siyasal özgürlük mücadelesi kim ya da kimler tarafından yapıldı?


Genç Osmanlılar
İttihatçılar
Azınlıklar
Padişah
Ordu

________________________________________
8- Aşağıdakilerden hangisi 23 Aralık 1876'da ilan edilen Anayasanın (Kanun-i Esasi) özelliklerinden biri değildir?


Yurttaşların siyasal parti kurma özgürlüğü yoktu.

Yürütmeyi denetleme yetkisi meclise aitti.

Yargı güvenliği kesin değildi.

Egemenlik Osmanlı Ailesini aitti.

Yasama yetkisi parlamentoya ait değildi. [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:28 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 3 OSMANLI DEVLETİ'NİN SONA ERME SÜRECİNE GİRMESİ BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
Devleti kurtarmak için girişilen Islahat hareketleri bütün çabalara rağmen istenilen sonucu vermemişti. Türk ulusunun kurtuluşu için artık belli başlı bütün kurumlarında devrimsel bir değişikliğe gidilmesi koşuldu.
[hide]Birinci dünya Savaşı'na girmemiz, bu vesileyi doğurmuştu. 1914-1918 yılları arasında geçen bu büyük savaş sonunda dünyanın çehresi değişmişti. Bilindiği gibi Osmanlı Devletinin katıldığı bu son savaş onun yıkıl-masıyla sonuçlanmıştı.
Savaş öncesinde Osmanlı Devleti'nde; İkinci Meşrutiyet'in de beklenilen sonuçları verememesi, aslında çok yurtsever, ama genellikle ileriyi göremeyen İttihat ve Terakki Partisi önderliğinde devlet yönetimini yüklenme zorunluluğu doğdu.
Babıâli Baskını ile bu olup bitti gerçekleşti. Özgürlük ve demorkasi istekleriyle yola çıkan bu kadro sonunda tam bir parti diktatörlüğü kurdu.
İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ'NİN HEDEFLERİ
İttihatçılar, Türk ulusçuluğunu belli bir ideoloji durumuna getirmeye çalışmışlardı. İttihat e Terakki'nin büyük düşünürü Ziya Gökalp'tır.
"Türkçülüğün" sınırları tam olarak çizilmemişti; islam esasları ile yoğrulmuş bir ulusçuluk ile Turancılığa kadar uzanan ve ırkçı diyebileceğimiz görüşler, parti içinde zaman zaman su yüzüne çıkıyordu.
Türk "ulusçuluğu (milliyetçiliği)" toplumsal ve siyasal akım olarak Osmanlı Devleti içinde çok geç belirmiştir. Türkler özellikle Balkanlı uluslaranı uyanışı ile bilinçlenme yoluna girmişlerdir.
İlk önce "dil"de başlayan Türkçülük, özellikle ittihatçı gençlerin çabalarıyla, 20. yy. başında siyasal gücü olabilen bir akım durumu alabildi.
İttihatçılar "Türkçülük" akımını ilk kez siyasal ve toplumsal boyutuyla tartışma alanına getirdiler. Bu parti yandaşları "Osmanlıcı" bir toplum yapısına da benimsiyorlardı.
Toplumun çok uluslu yapısını sonuna kadar savunma kararında idiler. Ancak her türlü yenilik Türkçülük ışığı altında yapılacaktır.
DÜŞÜNCE AKIMLARI
Uzun süren bir istibdat döneminden sonra Osmanlı toplumunda çeşitli düşünceler belirmeye başlamıştı.
İslamcılık:
İslamcılık düşüncesini savunanlara göre; toplumsal ve siyasal yaşayışın temeli dindir. Devletin içinde bulunduğu felaketi islamiyetten uzaklaşmanın sonucunda olduğunu savunuyorlardı, islamiyet fikrini benimseyenler Tanzimatı bile İslamyetten bur sapma olarak değerlendiriyorlardı.
Osmanlıcılık:
Tanzimat ile uygulamaya konulan ama kökleri daha lı. Mahmut zamanında bulan bir akımdı. Bu akmın temsilcilerine göre dinleri, uluslara.ı inançları ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkes "Osmanlı" sayılırdı.
Bu akımın amacı devletindağılmasını önlemekti. Tanzimat ilkeleriyle, bütün bu uluslar aynı haklara sahip eşit yurttaşlardan oluşan bir topluluk meydana getirmeye çalışılmıştı, ancak, çok uluslu imparatorlukların iyice zayıfladığı, ulusal devlet modelinin giderek benimsendiği bir çağda Osmanlıcılık bütün çabalara rağmen tutunamazdı.
KİŞİSEL GİRİŞİM VE YERİNDEN YÖNETME (Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet)
Prens Sabahattin adlı bir aydının başlattığı bu hareket, belki de "kişisel girişime" değer veren ilk akılcı akım olarak Osmanlı toplumu için son derece önemlidir.
Prens Sabahattin, yapılan bütün reformların "kişiye" değil "devlete" dönük olduğunu anlayabilmişti. O, Osmanlı insanına her bakımdan geniş özgürlükler tanınması ve çeşitli etnik grupların federasyona benzer bir siyasal birlik içinde yaşamalarını öneriyordu.
Bu düşünce akımları arasında üyelerinin sayısı çok az olan ufak bir sosyalist grup da bulunuyordu. Sosyalist düşüncenin gelişmesi için güçlü bir sanayiye ve işçi sınıfına ihtiyaç vardı.
Bunun için de öncelikle ulusal bir burjuvazinin yaratılması gerekiyordu. Ama Osmanlı toplumu bütün bu gelişmelerin çok ama çok gerisindeydi.
İttihatçılar Osmanlıcılık ve Türkçülük akımlarını yaşatmaya çalıştılar. Ama en çok etkisi altında kaldıkları akım Türkçülüktü.
Bu amaçla Türk gençleri yetiştirmek, Türk kadınına bazı haklar tanındı, ulusal bir burjuvazi oluşturmak için çalışmışlardır. Böylece bir ölçüde Cumhuriyet döneminde üzerinde durulan bazı sorunların hiç olmazsa tanınmasını sağladılar.
Ancak iç ve dış siyaset alanında İttihatçılar yanlışlar yaptılar. İç siyasette; Babıâli baskınından sonra parti hegemonyası kurarak demokratik gelişmenin umutlarını söndürdüler.
Dış siyasette ise iki farklı görüş vardı; ileride çıkacak büyük bir savaş olduğunu ve bu savaşta yansız kalıp bundan yararlanarak gerekli reformları yapmak gerekirdi.
Diğerbir görüş ise parti içinde asıl gücü elinde tutan askeri kanat ve onunda önderi bulunan Enver Paşa, savaş taraftarıydı
ALMANYA'YA YANAŞMA
Almanya I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti gibi bir müttefiki yaninda savaşa sokmak istiyordu. Bu yolla şu amaçları gerçekleştirecekti:
• İngiliz sömürgelerinde milyonlarca müslüman yaşıyordu. Osmanlı padişahı aynı zamanda müslümanların halifesi kabul ediliyordu. Bu yolla ingiliz sömürgelerinde büyük huzursuzluk çıkartılabilirdi.
• Süveyş Kanalı 1868 yılında açılınca Ortadoğu'nun ingiltere için önemi daha da artmıştı. İngiltere 1881 yılında Mısır'ı işgal edince doğu yollarını tam bir güvence altına koymuşlardı. Eğer Osmanlı Devleti Almanya'nın otoritesinin altına girerse, bu yol üzerinde ingiliz denetimi sona erecekti.
• Almanlar fazla nüfuslarını özellikle Batı Anadolu'ya yerleştirmeyi düşünüyorlardı. Anadolu'yu bir Alman 'kolonisi" haline getirmeye çalışıyorlardı.
• Bu siyasetler sonucunda Almanya-Osmanh Devleti yakınlaşması doğdu. Bunun en çarpıcı örneği Avrupa'yı Basra Körfezi'ne bağlayacak Bağdat demiryolu hattının yapımını Almanya'nın almasıdır.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
Savaşın Nedenleri ve Çıkışı
19. yy.'da dünyayı aralarında paylaşan emperyalist devletler o yüzyılın son çeyreğinde Alman İmparatortuğu'nun kurulmasıyla oluşturdukları dengeyi yitirmişlerdi.
Gelişen ekonomik çıkarların yol açtığı gerginlik müthiş siyasal bunalımlara yol açtı. Özellikle Almanya'nın dünya denizlerine egemen olmaya başlaması, ingiltere ile Fransa'nın pek çok pazarını kapması ve Avrupa'da izlediği siyasetle de gerginliğin artmasına yol açtı.
Balkan yarımadası osmanlı egemenliğinden çıkınca devletler arasında kıyasıya rekabet başlamıştı. Bu devletlerde yaşayan insanların etnik yapıları karışıktı.
Ama "Slav" öğesi çoğunluktaydı. En büyük Slav topluluğunu Ruslar oluşturuyordu. Ruslar 19. yy. boyunca Panslavizm ve Ponortodokslukla bu ulusları birleştirmeye çalışmıştı.
20. yy. başında dünyada büyük devletler arasında bir kutuplaşmaya gidiliyordu. Balkan savaşlarıyla Osmanlıların Avrupa'dan hemen hemen dışlanması üzrine Avusturya-Macaristan ve Rusya arasındaki çekişme daha ileri boyutlara ulaştı.
1871 yılında Fransa, Almanya'ya kaptırdığı Alsas-Loren bölgesini geri almak istiyordu. Avusturya veliahtının bir Sırplı tarafından öldürülmesi sonrası Avusturya-Macaristan ve Sırbistan'a savaş ilan etti. Böylece o zamana kadar görülmemiş bir gruplaşma içindeki devlerler birbirine girdiler.
Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ittifakı grubunu; ingiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan, Belçika, Karadağ, Romanya, Yunanistan, Japonya ABD, Brezilya, İtalya ise itilaf devletlerini oluşturdular.
OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞA GİRİŞİ
Savaş başladığı zaman işbaşında bulunan Osmanlı hükümeti savaşın dışında kalma kararı vermişti. İtilaf devletleri de Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa girmesini istemiyorlardı.
Hatta bunun için Osmanlılar'a bazı ödünler vermeyi bile yükümleneceklerini bildiriyorlardı. Hükümetin sivil kanadına mensup olanlar da yansız kalmayı düşünüyorlardı.
Fakat Enver Paşa savaşı Almanlar'ın kazanacağını düşünüyor ve Almanlar'ın yanında savaşa girmek için gizli bir bağlaşma anlaşması da imzalamıştı.
Enver Paşa'nındüşüncesi Almanya'nın savaşı kazanacağını düşünmesi ve bunun sonucunda Balkan savaşları sonucunda kaybedilen yerlerin geri alınması ve Rusların yenilmesiyle, Kafkaslardaki Türklerin bağımsızlığına kavuşması ve Ortaasya'da yaşayan Türklere ulaşıp Turan imparatorluğu kurmaktı.
Osmanlı Hükümeti savaş sırasındaki karışıklıktan yararlanıp kapitülasyonları kaldırdığını ilan etti. Ama Almanlarla Avusturya-Macaristan hükümeti kapitülasyonların kaldırılmasına uzun süre direndi.
Bu da dış politikada "dostluk" denilen kavramın doğrudan doğruya çıkarlar üzerine kurulu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Almanya savaşın bir an önce bitirilmesi için itilaf devletlerinin güçlerini bölmeli, cepheleri genişletmeliydi. Bunun için Osmanlı Devleti'ni savaşa girmeye zorluyordu.
Savaş sırasında İngiliz ve Fransız donanması önünden kaçan Alman savaş gemisi (Goeben ve Breslau) Osmanlı Devletine sığınmışlardı Osmanlı Devleti bu iki gemiyi satın aldığını ilan etti.
28-29 Ekim 1914 gecesi bu savaş gemileri Rus limanlarını bombaladı ve Osmanlı Devleti savaşa girmiş oldu.
OSMANLI ÜLKESİNDE AÇILAN CEPHELER
Doğu Cephesi
Ruslarla savaşılmıştı. Bu cephenin açılmasın-daki amaç Rusya'yı savaş dışı bırakmak ve Ortaas-ya Türkleri ile temas kurup pantürkizm'i gerçekleştirmekti.
Bu cephede Rus askerinin veremediği zararı ağır kış şartlan, hastalık ve beslenme zorlukları vermiş ve 100 bine yakın asker donarak ölmüştür.
Bu arada Rus ajanları da Osmanlı topraklarında kalan Ermenileri büyük ölçüde ayaklandırdılar ve Osmanlıları arkadan hançerleme olayını yaşadılar Bunun üzerine Osmanlı Devleti Ermenileri zorunlu göçe tâbi tutmuştur.
Bu savaş sırasında 1917'de Rusya'da ihtilal çıkmış ve savaştan çekilmek zorunda kalmıştır. Rusya, Almanya ve bağlaşıklarıyla 3 Mart 1918'de Brest-Litovsk Barış Antlaşması imzaladı.
Bu anlaşmayla Ruslar 1878 Berlin barışıyla aldıkları Kars, Ardahan, Batum'u geri veriyorlardı.
Çanakkale Cephesi
Çanakkale cephesinin açılmasıyla Boğazlar itilaf devletlerinin eline geçmesine düşünüyorlardı. Böylece İstanbul düşecek, Osmanlı Devleti tarihe karışacaktı.
Aynı zamanda Rusya'ya da yardım gönderilecekti. İngilizler ve Fransızlar bu düşünceyi uygulamak için harekete geçtiler. Osmanlı Devleti, ordusuna silah ve cephane yardımının yapılması için Almanya ile arasında bir ulaşım imkanı sağlamalıydı.
Bu ise Bulgaristan'ın savaşa girmesiyle mümkündü. Bulgarlar Almanlarla savaşmaktansa anlaşmayı yeğlediler ve Osmanlı ordusu kendi imkanlarıyla Çanakkale'yi savunmaya başladı
Çanakkale cephesinde elde edilen başarı sonunda İstanbul kurtuldu ve savaşın hemen bitmesi umutlan suya düştü. Rusya'ya yardım ulaşamadı ve Rusya'da ihtilalin çıkması hız kazandı.
Kanal Cephesi
İngilizlere karşı açılmıştır. İngilizlerin sömürgele-riyle olan ilişkisini kesmek ve Mısır'ı İngilizlerden geri almak için açılmıştır.
İngilizlerin elindeki Süveyş Kanalı'na iki kez saldırı düzenlendi fakat başarılı olunamadı. Ordu yenildi ve geri çekildi.
Irak Cephesi
İngilizlere karşı açılmıştır. Kut el-Amora'da geçici bir başarı elde edilmesine karşı İngilizler Irak'ı ele geçirmişlerdir.
Filistin Cephesi
İngilizlere karşı açıldı. Alman generali Falkon-heyn başarısız olunca bölgeye Yıldırım Orduları Komutanı olarak atanan Mustafa Kemal orduyu günümüzdeki Suriye sınırına kadar çekti.
SAVAŞIN BİTİŞİ
Alman denizaltılarının ABD'nin ticaret gemilerini batırması üzerine ABD savaşa girmiştir. ABD'nin savaşa girmesiyle Almanya'nın Batı cephesi çökmüş, ittifak devletleri barış istemeye" başlamışlardır.
Savaştan çekilen ilk ittifak devleti Bulgaristan olmuştur. (29 Eylül 1918) Savaşa girdikten kısa birsüre sonra Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson "Wilson ilkeleri" adı ile anılan ilkelerini yayınlamıştır.
Gizli antlaşma yapılmayacak
• Yenenler yenilenlerden toprak almayacak
• Yenilenler savaş tazminatı ödemeyecek
• Sorunların barış yoluyla çözülenebilmesi için CemiyeH Akvam adlı bir örgüt kurulacak
• Boğazlar bütün devletlere açık olacak
• Türklerin bulunduğu bölgelerde Türklere egemenlik hakkı tanınacak ancak aynı hak azınlıkların çoğunlukta bulunduğu bölgelerde onlara da tanınacak.
Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi sonucu Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki bağlantı kesildi ve Osmanlı Devleti de Mondros Antlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi.
Ünite 3 Degerlendirme Sorulari

1- Birinci Dünya Savaşı temelde hangi devletlerin çıkar çatışmaları sonucu başlamıştır?


Almanya-Fransa
İngiltere-Almanya

İngiltere-Rusya
İngiltere-Fransa

İngiltere-Osmanlı Devleti
________________________________________
2- Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni sorunu aşağıdaki cephelerden hangisinde ortaya çıkmıştır?


Irak Cephesi
Çanakkale Cephesi

Kafkas cephesi
Filistin cephesi

Suriye Cephesi
________________________________________
3- l. Dünya Savaşı'nı Almanya'nın kazanacağına inanan Enver Paşa, Osmanlı Devletinin savaşa gir-mesi sonucunda önemli çıkarlar sağlayabileceğine inanıyordu. Aşağıdakilerden hangisi elde edilebilecek kazançlardan biri değildir?


Ekonomik kazançların elde edilmesi

Saltanatın kaldırılması

Turan imparatorluğunun kurulması

Kafkasya'daki Türklerin bağımsızlıklarını kazanmaları

Balkan savaşlarında kaybedilen toprakların geri alınması
________________________________________
4- Osmanlı devletinde yaşayanları dinleri, ulusları, inançları ne olursa olsun, eşit gören anlayış aşağıdakilerden hangisidir?


Türkçülük
Turancılık
Osmanlılık
Ümmetçilik
Batıcılık

________________________________________
5- Aşağıdakilerden hangisi l. Dünya savaşında Osmanlı ülkesinde açılan cephelerden değildir?


Doğu cephesi
Trablusgarp
Çanakkale
Irak
Filistin

________________________________________
6- İtilaf Devletleri (Anlaşma Devletleri) aşağıdakilerden hangisidir?


Avusturya-Macaristan-Almanya

İngiltere-Fransa-İtalya-Rusya

Fransa-İtalya-Bulgaristan-Almanya

Osmanlı İmparatorluğu-Almanya-İngiltere-İtalya

Osmanlı İmparatorluğu-İtalya-İngiltere
________________________________________
7- Berlin Anlaşması ile Rusya'ya verilen Kars, Ardahan ve Batum hangi tarihli anlaşma ile Osmanlı Devleti'ne geri verilmiştir?


30 Ekim 1918, Osmanlı Ateşkes Antlaşması

11 Kasım 1918, Almanya Ateşkes Antlaşması

3 Kasım 1918, Avusturya-Macaristan Ateşkes Antlaşması

29 Eylül 1918, Bulgaristan Ateşkes Antlaşması

3 Mart 1918, Brest-Litowsk Antlaşması
________________________________________
8- Osmanlı Devleti'nin, savaşa katılmamasını sağlamak amacıyla Anlaşma Devletlerince neler önerilmiştir?


Her türlü yardımı yapmayı, hatta kapitülasyon-ların kaldırılmasını

Alınacak toprakların bir kısmını pay olarak vermeyi

Balkanlar'da kaybedilen toprakların geri verilmesi

Rusya'nın elindeki toprakların geri verilmesi

Duyun-u Umumiye'nin kaldırılması [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:28 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 4 OSMANLI DEVLETİNİN PARÇALANMAYA BAŞLAMASI VE BUNA İLK TEPKİLER
I. Dünya Savaşı korkunç insan ve ekonomik yitikleri yanında çok önemli siyasal değişiklere de neden oldu.
ÇÖKEN İMPARATORLUKLAR
[hide]Bunlardan birincisi Rus Çarlığı idi. Bildiğiniz gibi daha savaş sırasında yıkılan bu büyük imparatorluk içindeki önemli siyasal ve toplumsal değişikliklerle yeni bir yapı almış ve tarihteki ilksosyalist devlet kurulmuştu.
Alman İmparatorluğu da daha savaş sona ermeden korkuç iç çalkantılarla karşılaşmış, ordu bölünmüş, sağ ve sol eğilimli gruplar ayaklanmışlardı. Bütün bunların sonucunda Alman imparatoru II. Wil-helm yurdunu terk etti.
Böylece Alman İmparatorluğu da çökmüştü. Önemli bir siyasal boşluk doğdu, kanlı iç didişmelerden sonra Almanya'da Cumhuriyet ilan edildi.
Bu cumhuriyet yönetimi yenen devletlerle ağır koşullu bir barış antlaşması imzaladı .(Versay 28.6.1919). Bu antlaşma ile Almanya pek çok toprağını yitiriyor, yenenlerin bazı batı bölgelerini işgal etmelerine göz yumuyor, "onarım bedeli" olarak ağır mali yükümlülükleri yerine getirmek zorunda kalıyordu.
Bütün bu ağır yitiklerden başka Almanya, sanayisini ve ordusunu sınırlamak zorunda kalıyordu. Bütün bu ağır hükümler Almanya'da eşi görülme-miş bir enflasyon ile işsizliğe yol açtı. Sonunda Almanya, bir rejim değişikliği geçirerek faşizmin egemenliği altına girdi.
Yenikler arasında yer alan ikinci büyük imparatorluk Avusturya-Macaristan idi. Çok uluslu yapısını yeri geldikçe anlattığımız bu devlette, savaşın sonuna doğru, bıkkınlık ve bezginik alâmetleri görülmeye başlandı.
İmparatorluğun parçalanmasıyla birlikte anlaşma devletleri Avusturya ve Macaristan ile ayrı ayrı barış antlaşmaları imzaladılar.
Avusturya ile 10 Eylül 1919'da imzalanan St. Germain (Sen Jermen) Barışı ile bu devlet ufak bir ülke haline getirildi. Bu arada Avusturya'da cumhuriyet ilan edildi. Macaristan ile de 4 Haziran 1920'de Trianon Barışı imzalandı. Ayrıca bu imparatorluğun sınırları içinde yeri bir Çekoslovakya devleti kuruldu.
Yenilenler arasında yer alan Bulgaristan ise 27 Kasım 1919'da imzaladığı Nevilly (Nöyi) Barışı ile savaştan çıktı.
En ağır ateşkes anlaşması Osmanlı ile imzalanmış ve ülke parçalanma sürecine sokulmuştu. Ardından gene bu parçalanmayı tam olarak onaylayan en ağır barış (Sevr Barışı - 10 Ağustos 1920) Os-manlı Hükümeti ile imzalanmıştı.
OSMANLI DEVLETİ'Nİ PAYLAŞMA ANTLAŞMALARI
Birinci dünya Savaşı öncesinde, 19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı ülkesini parçalamak isteyen temel güç Rusya idi.
Bunun sebebi Rusya ancak Osmanlı Devleti üzerinden sıcak ve açık denizlere çıkabilirdi. Rusların bu tarihi siyasi politikası, ingiltere'yi rahatsız ediyordu, ingiltere ise Hindistan'a giden yollar üzerinde kendi kontrolünde bir Osmanlı'dan yanaydı.
Kırım Savaşında İngiltere ve Fransa, Rusya'ya karşı Osmanlı Devletini desteklemişlerdi. 1856'da imzalanan Paris Antlaşması ile Osmanlı'nın toprak bütünlüğü Avrupalı devletlerce Rusya'ya karşı korumaya alınmıştı.
Berlin Barışı ile Osmanlı ülkesinin Balkan Yarımadasına denk düşen bölümü büyük ölçüde parçalanmıştı. Durumdan korkuya düşen ingiltere, artık her biri Bulgaristan dışında bağımsız birer devlet olan eski Osmanlı illerinin Rus nüfusu altına düşmeye başladığını görüyordu.
İşte 1878 tarihinden itibaren İngiltere, fırsat çıkarsa Osmanlı ülkesini Ruslara bırakmamak ve kendisi tarafından ele geçirilmesini sağlamak istemiştir.
İngiltere'nin Osmanlı Devleti üzerindeki geleneksel siyaseti 8-9 Haziran 1908'de Reval Görüşmelerinde değişmiştir, ingiliz Kralı ile Rus Çarı'nın yaptığı görüşmelerde Osmanlı Devleti üzerinde tam bir anlaşmaya vardılar.
Bu anlaşma ingiltere'nin Rusya'yı Osmanlı ülkesi üzerinde serbest bıraktığı anlamına geliyordu. Nitekim Balkan Savaşları da bu anlaşmanın verdiği cesaretle Rusya'nın Balkanlı devletleri örgütlemesi sonucunda patlak verdi.
GİZLİ ANTLAŞMALAR
İstanbul Antlaşması (10 Nisan 1915) ingiltere, Fransa ve Rusya arasında.
Londra Antlaşması (26 Nisan 1915) ingiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında
Sykes-Picot Antlaşması (3 Ocak 1916) ingiltere ve Fransa arasında
Saint-Jean de Mavrîanne Antlaşması (19 Nisan 1914) İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında
Mac Mahon Antlaşması (1916) ingiltere ile Araplar arasında
Bu antlaşmalara göre;
1. Ürdün ve Irak İngilizlere
2. Mersin'den doğuya kadar olan Adana, Sivas, Hatay, iskenderun ve Mardin Fransızlara,
3. İzmir'in güneyinden başlayarak Mersin'e kaar olan Antalya, Muğla ve Konya İtalyanlara,
4. Doğu Anadolu ve Boğazlar ise Ruslara verilecekti.
Rusya'nın 1914 ekim devrimiyle savaştan çekilmesi ve antlaşmaları açıklaması üzerine bu paylaşım tasarıları uygulanamıyor ve değişikliğe uğruyor.
MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI
Bulgaristan'ın savaştan ayrılmasıyla Osmanlı devleti ile Almanya arasındaki köprü yıkılmıştı. Bu durumda Osmanlı İmparatorluğu VVİlson ilkeleri ışığı altında bir ateşkesi imzalamaya hazır olduğunu bildirdi.
30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti Rauf Bey önderliğindeki heyet ile anlaşma devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Anlaşma devletleri adına eteşkesi İngiliz Amirali Calthrope imzalamıştır.
Egemenlik Haklarını Sınırlayan Hükümler
Osmanlı Devleti'nin egemenlik haklarını sınırlayan hükümler:
• Boğazlar derhal açılacak ve orada bulunan müstahkem mevkiler işgal edilecek (1. madde).
• Anlaşma devletleri güvenliklerini tehdit eden bir duruma düşerlerse Osmanlı ülkesinin diledikleri stratejik noktasını işgal edebilecekler (7. madde).
• Doğu Anadolu'da bulunan altı ilde karışıklıklar çıkarsa Anlaşma devletlerinin ayrıca o bölgeleri de işgal etmeye haklan vardı (24. madde).
• Ülkedeki bütün haberleşme Anlaşma devletlerinin denetimi altına alınacak (12. madde).
Askerî Hükümler:
• Asayişi sağlamak için gereken bir miktar asker dışında Osmanlı orduları terhis edilecek; bütün savaş gemilerine, cephaneye, toplara ve diğer silahlara el konulacak;
• Osmanlıların elinde bulunan bütün savaş tutsakları, Osmanlı yurttaşı olup da ayaklandıkları için tutuklanan Ermeniler de dahil olmak üzere, serbest bırakılacak.
• Brest-Litovsk Barışından sonra İran ve Kafkasya'ya giren Osmanlı birlikleri derhal geriye çekilip dağıtılacak, Anadolu dışında bulunan Osmanlı birlikleri ise bölgelerindeki Anlaşma devletleri komutan- , larına teslim olacaktırdır.
Ekonomik Hükümler:
• Ülkenin bütün limanlarından Anlaşma devletleri yararlanacaklar.
• Kömür ve petrol yatakları ve benzeri önemli kaynaklar Anlaşma devletlerinin ihtiyaçlarına tahsis edilecek.
• Demiryolları da anlaşma devletlerinin denetimi altına girecekti.
MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI VE YUNANİSTAN
Yunanlıların Osmanlı toprakları üzerindeki genişleme isteklerini çok iyi bilen Rauf Bey, ateşkes gereği uygulanacak işgal eylemlerine Yunanlıların karış tırılmamasını ileri sürmüştür.
Rauf Bey işgal eylemlerine Yunanlıların katılmamasını anlaşma metnine de koydurmak istemiş, ama bunu başaramıştır. Fakat ısrarı üzerine Amiral Carthorpe, Rauf Bey'e kendi imzasını taşıyan özel bir mektup verdi.
Bu mektupla Anlaşma Devletleri temsilcisi Amiral, boğazlara sadece ingiliz ve Fransız askerlerinin gireceğini, isanbul ile izmir'e Yunan gemilerinin sokulmayacağını yükümlenir bir biçimde hükümetine bildireceğini belirtiyordu.
İŞGALLER
İngiliz-Fransız-İtalyan İşgalleri:
İngilizler Ortadoğu'yu, yanlarına Fransızları alarak işgal ettiler. Fransızlar ayrıca Dörtyol, Mersin, A-dana'yı
ingilizler; Antep, Maraş, Bilecik, Urfa, Kars'ı,
italyanlar; Antalya, Kuşadası, Fethiye, Bodrum, Milas'ı,
Ermeniler ise Doğu .Anadolu'dan bir pay almak amacıyla bir takım yerleri işgal ettiler.
Yunan İşgalleri:
Doğu Trakya'yı gözlerine kestiren Yunanlılar iki gerekçe ileri sürüyorlardı. Bunlardan ilki, Doğu TraK-ya'da nüfus olarak Rumların nüfusu bazı kasabalarda Türklere oranla daha fazlaydı.
Diğer gerekçe ise, Yunan uygarlığının Batı Anadolu'da kurulup gelişmesi .idi. Paris Antlaşmasında itlayanlara daha önceden verilmesi kararlaştırılan bir takım yerler, Yunanlılara devrediliyordu. Bunun üzerine Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal ettiler.
PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919):
Konferansa toplam 32 devlet katılmıştır. Amacı l. Dünya Savaşı sonrasında imzalanacak barış antlaşmalarının esaslarını belirlemektir.
Konferans önce Cemiyet-i Akvam'ın kurulmasını kabul ederek, çalışmalarına başlamıştır. Bu arada sömürgecilik faliyetlerinde Amerika'yı karşılarına almak istemeyen ingiltere ve Fransa "manda" yönetimi tezini ortaya atmışlarır.
Osmanlı Devleti'nin paylaşımında Yunanistan'ın devreye girmesi itilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlıkların su yüzüne çıkmasında etkili olmuş, italya konferansı terk etmiştir. Burada alınan kararlara göre;
1. Doğu Trakya ile İzmir ve çevresi Yunanistan'a,
2. Doğu Anadolu-Rusya'nın boşalttığı yerler Ermenistan'a,
3. Boğazlar İtilaf Devletlerince oluşturulacak ortak bir komisyona bırakılıyordu.
İŞGALLERE KARŞI İLK TEPKİLER
Azınlıkların Tepkileri
Rumlar:
1. Mavri-mira
2. Etnik-i Eterya
3. Pontus Rum
Ermeniler:
1. Zaven Efendi Derneği
2. Taşnaksutyun Partisi
3. Hınçaksutyun Partisi
4. Ermeni intikam Alayı
Yahudiler:
Yahudiler Osmanlı yönetiminden memnun olan tek azınlıktı. Ticari amaçlı dernekler kurdular.
Araplar:
Mekke Şerifi Hüseyin ve oğullarım etkisiyle Osmanlı yönetimine karşı ayaklandılar.
Azınlıkların Kurduğu Derneklerin Özellikleri:
1. Mondrosla ortaya çıkan durumdan yararlanmışlardır.
2. İtilaf devletlerinden destek almışlardır.
3. Anadolu'nun işgalini kolaylaştırmaya çalışmışlardır.
4. VVİlson ilkelerine göre milli devletlerini kurmak istemişlerdir.
5. Milli birlik ve bütünlüğü bozmaya yöneliktirler.
Türk ve Müslümanların Kurdukları Zararlı Cemiyetler:
• Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası
• Kürdistan Teali Cemiyeti
• islâm Teali Cemiyeti
• ingiliz Muhipleri Cemiyeti
• VVilson Prensipleri Cemiyeti
• Hürriyet ve itilaf Fırkası
Özelikleri:
1- Saltanat ve hilafetçidirler.
2- Milliyetçiliğe karşı ümmetçidirler.
3- Büyük devletlerin desteğini almışlardır.
4- Manda ve himaye taraftarıdırlar.
5- Milli birlik ve bütünlüğü bozucudurlar.
Türkler'in Kurduğu Yararlı Cemiyetler:
• Trakya Paşaeli
• izmir Müdafaa-i Hukuk
• Reddi İlhak
• Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk
• Kilikyalılar
• Milli Kongre
Özellikleri:
1- Mondros'a tepki olarak kurulmuşlardır.
2- Azınlıkların taşkınlıklarına önlemeye yöneliktir.
3- Bölgesel olarak çalışmışlardır.
4- Kurulmalarında Türklük duygusu etkilidir.
5- Vatanın bütününe yönelik bir programa sahip değillerdir.
6- Basın-yayın yoluyla çalışıp, silâhlı direnişi öngörmezler.
Ünite 4 Degerlendirme Sorulari

1- İngiltere'nin Rusya'yı Osmanlı ülkesi üzerinde serbest bırakması anlamı taşıyan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?


Berlin Antlaşması
Reval Görüşmesi

Üçlü İttifak
Paris Antlaşması

Bab-ıâli Baskını
________________________________________
2- İtaya ile bağlaşıklarının arasının açılmasına ve anlaşma devletleri arasında ilk büyük sürtüşmenin başlamasına neden olan olay aşağıdakilerden hangisidir?


İzmir'in Yunanistan'a bırakılması

Rusya'nın savaştan çekilmesi

Arap topraklarını İngilizler ve Fransızlar arasında paylaşılması

Çanakkale cephesinde başarılı olunmaması

Almanya ile Versay Anlaşmasının imzalanması
________________________________________
3- Bağlaşma Devletlerinin hepsi sırası ile ateş kes anlaşmaları imzalayıp savaşı bırakınca, bunlarla yapılacak barışın temel ilkelerini saptamak amacıyla Anlaşma Devletlerinin ve onlara bağlı devletlerin katıldığı konferans kaç yılında nerede yapılmıştır?


1918Aralık-Paris
1919 Ocak-Paris

1918 Aralık-Atina
1918 Kasım-Londra

1918 Aralık-Roma

________________________________________
4- Antalya'dan Kuşadası'na kadar uzanan sahiller aşağıdaki devletlerden hangisi tarafından işgal edilmiştir?


İtalya
Fransa
Rusya
Yunanistan
İngiltere
________________________________________
5- Hangi İmparatorluk Birinci dünya Savaşı sonunda yıkılmadı?


Rus imparatorluğu

İngiliz İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu

Avusturya-Macaristan imparatorluğu

Alman imparatorluğu

________________________________________
6- Osmanlı ülkesini paylaşmak için somut antlaşmalar ne zaman yapıldı?


19. yüzyıl sonunda
Balkan Savaşları başlarken

Berlin Barışında
Kurtuluş Savaşı sırasında

Birinci Dünya Savaşı sırasında
________________________________________
7- Bulgaristan cephesinin çökmesinden sonra ateşkes imzalamaya hazır olduğunu bildiren Osmanlı yetkilileri, aşağıdakilerden hangisine güvenmekteydiler?


İngiliz Hükümetine

Rusya'nın savaştan çekilmesine

Wilson ilkelerine

Çanakkale'de kazandığı zafere

Halifenin İslâm alemi üzerindeki etkisine

________________________________________
8- Birinci Dünya Savaşı sonunda Bulgaristan ile Anlaşma Devletleri arasında aşağıdaki antlaşmalardan hangisi imzalanmıştır?


Sykes-picot
Trianon
Sevr
Versay
Neuilly

[/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:29 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 5 M.KEMAL PAŞA'NIN OLAYLARI DEĞERLENDİRMESİ VE TUTUMU
Atatürk'ün Trablusgarp'taki çalışmalarından söz ederken onu "M. Kemal Bey"; generalliğe yükseldikten sonra "M. Kemal Paşa", [hide]Sakarya Savaşı'nın bitiminden itibaren "Gazi M. Kemal Paşa" olarak nitelememiz uygun olacaktır.
Devrimlerden söz edilirken ise onu Atatürk adı ile anmamız gerekecektir. M. Kemal, bir asker olarak siyasetin dışında kalmak gereğini özellikle Balkan Savaşları'ndaki yenilgilerden sonra kesin olarak anlamıştı.
I. DÜNYA SAVAŞI'NDA MUSTAFA KEMAL PAŞA
Enver Paşa'nın davranışlarını hiç onaylamayan M. Kemal Bey, Balkan savaşlarından sonra Sofya'ya Askerî Ateşe olarak atanmıştı ve rütbesi binbaşı idi.
Rütbesi 1 Mart 1914'te yarbaylığa yükseltilen M. Kemal Bey, l. Dünya Savaşı çıktığında Sofya'da görevini sürdürüyordu.
Yarbay M. Kemal Bey, 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na asker çıkaran Anlaşma Devletleri Birliklerini durdurdu. M. Kemal Bey bu başarısı sonucu 1 Haziran 1915'te albaylığa yükseltildi ve Anafartalar Grubu Komutanlığına atandı.
10 Ağustos 1915'te düşmanı tekrar geriye püskürterek Çanakkale Cephesinin kapanmasını sağladı. 14 Ocak 1916'da Edirne'de 16. Ordu Komutanlığına getirildi.
1 Nisan 1916'da Tuğgeneralliğe yükseltildi ve Doğu Cephesinde görev aldı. 6/7 Ağustos 1916'da Bitlis ve Muş'u Ruslar'ın elinden kurtaran M. Kemal Paşa, 18 Mart 1917'de 2. Ordu, 5 Temmuz 1917'de ise 7. Ordu Komutanlığına atandı.
7. Ordu Komutanı olarak M. Kemal Paşa savaşı sürdürmenin anlamsız olduğunu belirten raporunu Enver Paşa'ya göndererek komutanlıktan ayrılıp aynı yılın ekim ayında İstanbul'a döndü.
Daha sonra Filistin'de bulunan 7. Ordu Komutanlığına atanan M. Kemal, İngilizler'i Halep yakınlarında, bugünkü Suriye sınırımızda durdurdu.
Bu sırada Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştı. 31 E-kim 1918'de ise M. Kemal Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına atandı.
Bu görevi sırasında bulunduğu bölgenin ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı olarak işgaline karşı çıktı. Bu nedenle görevinden alınarak, 13 Kasım 1918'de İstanbul'a geldi.
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN İSTANBUL'DAKİ ÇALIŞMALARI
Osmanlı Hükümeti'nin Durumu:
Mondros Ateşkes Antlaşması'nı Ahmet İzzet Paşa hükümeti imzalamıştı, ingilizler'e boyun eğmek Paşa'nın siyasetine uymadığı için padişahın güvenini de yitirmişti.
Onun yerine getirilen Tevfik Paşa da bir süre sonra padişahla uyum sağlayamadı ve 3 Mart 1919'da görevi bıraktı. Yerine İngiliz yanlısı Damat Ferit getirildi.
M. Kemal Paşa, savaşa girilmemesi yandaşıydı. Bu nedenle ittihatçı kadro ile ters düşmüştür. M. Kemal'in asıl amacı Anadolu'ya geçmekti.
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN SAMSUN'A ÇIKIŞI
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a Çıkmasını Hazırlayan Olaylar:
Doğu Anadolu topraklarında Ermeni tehditleri do-layısıyle büyük çalkalanmalar vardı, ingilizler bu bölgenin, özellikle Doğu Karadeniz'de asayişin sağlanmasını Osmanlı Hükümeti'nden istediler.
30 Nisan 1919 günü M. Kemal 9. Ordu Komutanlığına atanarak, bu göreve getirilmişti. M. Kemal'in burada yerine getireceği görevler; bölgede huzuru sağlamak, cephanenin koruma altına alınması, Türklerin kurduğu direnme örgütlerinin ortadan kaldırılmasıydı.
19 MAYIS 1919'A KADAR YURTTAKİ DİRENİŞ HAREKETLERİ
5 Kasım 1918'de Kars'ta, "Kars İslam Şurası" toplanarak Doğu Anadolu'dki Ermeni tehdidine karşı örgütlenme hareketi başlamıştır. Hemen ardından Edirne'de, Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmani-yesi oluşturulmuştur.
Aralık ayında ise ünlü Müda-faa-i Hukuk derneklerinin ilki İstanbul'da Doğu bölgeleri için kurulmuştur. Bu dernek, "Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti" adıyla kurulmuştur.
Ayrıca İzmir'de, "izmir Müdafaa-i Hukuk-i milliye" derneği kurulmuş ve ardından 17-19 Mart 1919 tarihleri arasında "Büyük İzmir Kongresi" toplanmıştır. Bu kongrede "Redd-i İlhak" (İzmir'in Yunanistan'a katılmasının reddi) düşüncesi geliştirilmiştir.
Kurtuluş Savaşı'nın ilk cephesinin 1918 yılı A-ralık ayı sonunda Mersin-Tarsus-Osmanîye yöresinde açılmıştır.
İzmir'in işgalinden sonra da Ege Bölgesi'nin bazı noktalarına asker çıkaran Yunan birliklerine karşı, halk tarafından oluşturulan çetelerle Ayvalık'ta düşmana karşı ilk savunma denemeleri yapılmıştır.
MUSTAFA KEMAL PAŞA'NIN İLK ÇALIŞMALARI
Samsun'daki Çalışmalar.İngilizler bu dönemde Samsun'a birlikler göndermişlerdi. M. Kemal Paşa, 25 Mayıs'a kadar Samsun'da bulunmuştur.
O gün ingilizler'in yanından uzaklaşmak zamanın geldiğini anlayarak, "Ülkenin işlerine gidip asayiş durumunu yerinde görmek" gerekçesiyle Havza'ya geldi.
Havza'daki Çalışmalar:
Mustafa Kemal'in Hav-za'daki çalışmaları iki ana kesimde toplanmaktadır. Askeri alanda aldığı önlemler ve yurtta direniş azmini yaygınlaştırmak için verdiği buyruklar.
M. Kemal, bütün ulusa seslenen çağrılarda bulunmuştur, izmir'in işgali ile özellikle 20 Mayıs tarihinden itibaren yurdun hemen her yerinde miting ve toplantılara ara verilmeden devam edilmesini istemiştir.
Bu konuda bağlı bulunduğu Harbiye Nezareti'ne 3 Haziran'da çektiği telgrafta şöyle diyordu: "...İzmir yöresinde görülen olayların ve benzerlerinin başgöstermesine karşı ne ulusun coşkusunu ve vicdan sızlamalarını, ne de bundan ulusal gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede hiçbir güç göremeyeceğim gibi, bu yüzden ortaya çıkacak olayların karşısında da sorumluluk gösterecek ne komutan ne de sivil yönetici gösterilebilir."
Osmanlı Devleti sınırları içinde tek derli-toplu askeri güç olarak sadece 15. Kolordu kalmıştı. İşte, Mustafa Kemal Paşa, karagahı Erzurum'da bulunan-bu kolordunun merkezinde çalışmalarını daha güvenli ve sağlıklı biçimde sürdürebilirdi.
Bu nedenle Paşa 13 Haziran'da Havza'dan ayrıldı. Ama Erzurum'a varıncaya kadar yolda çok önemli, ilginç ve yoğun çalışmalar yaparak düşüncelerini gerçekleştirmenin ilk temel taşlarını koymuştur.
AMASYA TAMİMİ
M.Kemal Paşa'nın Amaya'ya Gelmesi ve Genel Durum:
Bu dönemde Batı Anadolu'daki Yunan işgalleri devam ediyordu. Özellikle halkın direnişi ile karşılaşıyordu. Ayrıca Güneydoğu Anadolu'daki yiğit halkın oluşturduğu milis güçleri Fransızlar'! zor durumda bırakmışlardır, işte bu direniş birliklerinin toptan adına "Kuva-yı Milliye" denilir.
Amasya'da, düzenli orduya geçişin ilk adımı olarak ulusal bilincin doğması ve başlatılan kurtuluş hareketinin ulusa maledilmesi konusunda kesin karara varılacaktır.
Amasya Tamimi'nin Hazırlanışı ve Duyurulması (22 Haziran 1919):
M. Kemal Paşa ilk adım olarak, birbirinden habersiz çalışan Kuva-yı Milliye birliklerini ve diğer direniş örgütlerini tek çatı altında toplamak gerektiğini düşünüyordu.
Amasya Tamimi özetle şöyle diyordu: "Vatanın bütünlüğü ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir, istanbul hükümeti sorumluluğunun gereklerini yerine getirmiyor.
Bu tutumu ise ulusumuzu yok olmuş tanıtıyor. Ulusun bağımsızlığını gene ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Ulusun bu işi yapabilmesi ve haklı sesini dünyaya duyurabilmesi için her türlü etkiden uzak ulusal bir kurul oluşmalıdır.
Bu kurul Sivas'ta toplanacaktır. Her bölgeden ulusun güvenine sahip üçer temsilci gizlice Sivas'a gönderilecektir. Bu, ulusal bir sır gibi saklanacaktır.
Ayrıca, istanbul hükümeti ulusal derneklerin talgraflarını çektirmeme kararı almıştır. Bu kararlar dinlenmeyecek ve komutanlar birliklerini terhis etmeyeceklerdir."
Amasya Tamimi'nin Niteliği:
M. Kemal, bu belge ile İstanbul Hükümeti'nun buyruğundan çıkmış ve ulusal kurtuluş Savaşı'nın başlaması kararını almıştır.
Bu belgede üç önemli öğe bulunmaktadır:
1- Vatanın parçalanması ve bağımsızlığının ortadan kalkması tehlikesi karşısında Osmanlı Hükümeti hiçbir girişimde bulunamıyor; üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getiremiyor. Öyle ise bu hükümetin kararları da geçersizdir.
2- Bundan dolayı artık ulus, Kurtuluş kararını kendisi vermelidir.
3- Bunu sağlamak için de bütün ulusu temsil e-den kişilerden oluşan bir kurul toplanıp gereken kararları almalıdır.
Burada belirtilecek en önemli hüküm "Milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" maddesidir.
Bu cümle bize, ulus egemenliğine gidiş yolunun açıldığını gösteriyor. Ayrıca bu genelge ile M. Kemal Paşa ulus egemenliğine dayalı yeni bir devlet kurmanın temel taşını atmıştır. Bu bakımdan hemen hemen bütün devrim tarihçileri bu belgeyi bir ihtilal bildirisi olarak kabul eder.
İstanbul Hükümeti, Tamimi olumsuz karşılamıştır. Gerek İngilizler, gerek bazı devlet adamları M. Kemal Paşa'nın ayaklandığını açıkça söylemeye başlamıştır.
Hükümetle ortak amacı taşıyan bazı İstanbul gazetelerinde M. KemaJ Paşa ve arkadaşları hakkında hakaret dolu yazılar yayınlanmaya başlandı.
Sonuçta, Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) M. Kemal Paşa'nın görevden alındığını bildirdi. Son ana kadar yetkilerinden yararlanmak isteyen M. Kemal Paşa kendisine bu görevin İçişleri Bakanlığı tarafından değil, Savunma Bakanlığfndan ve Padişah onayı ile verildiğini söyleyerek, 9. Ordu Komutanlığı makamında elinden geldiğinde kalmak yolunu tutmuş ve Bakanın buyruğuna UYMAMIŞTIR

Ünite 5 Degerlendirme Sorulari

1- Aşağıdakilerden hangisi M. Kemal'in Havza'da bulunduğu sırada yaptığı işlerden biri değildir?


Düzenli ordu kurma

Askerlerin terhislerini önleme

Milli Müdafaa derneklerini birleştirme

Yurdun her köşesinde mitingler düzenlettirme

Kasım Karabekir ile buluşarak ordunun durumunu görüşme

________________________________________
2- Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Paşa, düzenli ordu kuruluncaya kadar aşağıdakilerden hangisinden yararlanmıştır?


Yıldırım Orduları
islam ihtilali Komitası

Harekat Ordusu
Kuvay-ı inzibatiye

Kuva-ı Milliye

________________________________________
3- Aşağıdakilerden hangisi işgallere karşı azınlıkların kurduğu cemiyetlerden birisidir?


Trakya-Paşaeli müdafaa Heyet-i Osmaniyesi

Mavri-mivra

Redd-i İlhak

İslam ihtilali Komitesi

Müdafaa-i hukuk
________________________________________
4- Aşağıdakilerden hangisi M. Kemal'in işgallere karşı ulusun direnişinin engellenip durdurulması için ne kendisinde ne de hiç kimsede hiç bir güç göremeyeceğini bu yüzden ortaya çıkacak olaylar karşısında sorumluluk taşıyabilecek ne komutan, ne sivil yönetici ne de hükümet düşünülemeyeceği fikirlerini açıklamaktadır?


Ulusun coşkun tavırlarının olaylara dönüşmesinin engellenmesi gerektiğini

Ulusun işgallere karşı haklı direnişte bulunduğunu

Hiç kimsenin sorumlulukları yüklenmek istemediğini

Osmanlı Hükümetlin sorumsuz davrandığını

Kendisinde olayları sorumluluğunu yüklenecek gücün bulunmayışını

________________________________________
5- Amasya Tamimi'ni Mustafa Kemal Paşa dı şında, isteyerek imza eden kimdir?


Damat Ferit Paşa
Refet Bey
Ali Fuat Paşa
Suat Paşa
Rauf Bey

________________________________________
6- "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" şeklindeki ifade aşağıdakilerden hangisinde yer almıştır?


Paris Barış Konferansı
Amasya Görüşmesi

Alaşehir Kongresi
Kars islam Şurası

Amasya Tamimi
________________________________________
7- Dokuzuncu Ordu Komutanlığı'na atanan M. Kemal memleket işlerinde asayişin durumunu görmek amacıyla hangi tarihte nereye gitmiştir?


25 Mayıs 1919-Havza
13 Haziran 1919 -Amasya

19 Mayıs 1919 - Samsun
13 Kasım 1918- İstanbul

16 Mayıs 1919 - Samsun
________________________________________
8- Kurtuluş Savaşı'nın ilk cephesi aşağıdakilerden hangisinde açılmıştır?


Ayvalık-Soma-Bergama
Mersin-Tarsus-Osmaniye

Antep-Maraş-Urfa
Bursa-Balıkesir-Uşak

Erzurum-Kars-Batum [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:29 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 6 KONGRELER YOLU İLE ÖRGÜTLENME VE KUVAYI MİLLİYE
ERZURUM KONGRESİ'NE KADAR GELİŞİM
Samsun'a çıktıktan kısa bir süre sonra Amasya'ya geçerek tarihsel tamimi yayınlayan Mustafa Kemal Paşa, "Kongre yolu ile örgütlenmenin" de öncülüğünü yapmaktadır.
[hide]Amasya Tamimi'nin duyurulmasına kadar yurtta 8 kongre toplanmıştı. Bunlardan biri dışında diğerleri yöresel ve bölgesel nitelikte idi. ulusal nitelikli olan "Milli Kongre" ise 29 Kasım 1918'de Ateşkes Anlaşmasının imzasından hemen sonra İstanbul'da toplanmıştı.
Kongre yurdun savunulası için bütün ulusal güçlerin toparlanması, Osmanlı Devleti'nin savaştan sonra kurulan ve yenenlerin üstünlüğü altında çalışan Uluslar Kurumu'na alınmasının sağlanması, yurt dışına kurullar gönderilerek Türklerin uğradığı haksızlıkların anlatılması gibi amaçlan gerçekleştirmek istiyordu.
Bütün iyi niyetli çabalara rağmen Milli Kong-re'nin ömrü az oldu. Yapmak istediği çalışmaların da büyük bir bölümünü gerçekleştiremedi. Bunun nedeni ise kongrenin başkent istanbul'da toplanmasından kaynaklanmaktadır.
ERZURUM KONGRESİ
Ermenistan'a verilmesi kesinleşmiş olan Doğu Anadolu'da halk büyük bir huzursuzluk içindeydi. Doğu Anadolu halkı kendi içinde örgütlenme yolunda önemli mesafeler almıştı, istanbul'da kurulan "Vilâyet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-i milliye" cemiyeti etkinliğini Doğu Anadolu'ya kaydırmıştı.
13 Nisan 1919'da ingilizler Kars'taki ulusal direnişi basıp dağıttılar ve kenti Ermeniler'e teslim ettiler. Bütün bu olaylar Doğu Anadolu'nun en önemli merkezi olan Erzurum'da büyük bir endişe yarattı.
Erzurum'un da Ermeniler'e verileceği konusunda ciddi söylentiler çıktı. 15. Koloordu'nun komutasını üzerine alan Kazım Karabekir Paşa bir yandan Mustafa KemalTn isteği doğrultusunda çalışmalar yaparken, bir yandan da Erzurum'da ateşkes hükümlerinin yerine getirilip getirilmediğini denetleyen İngiliz subayı Rawlin-son'u oyalıyordu.
Mustafa Kemal resmi görev bölgesi Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu olduğu için oraya da gitmek-zorunda idi. Bu vesile ile, bütün Doğu Anadolu illerinin temsilcilerinden oluşacak büyük bir kongreye katılmaya karar verdi.
Bu kongre dört açıdan son derece yararlı olabilirdi.
- Erzurum'daki 15. Kolordu'nun yurttaki tek derli toplu askeri güç olduğu için, bütün yurda örnek olaak bir örgütlenme modeli kurulabilirdi.
- Erzurum ile birlikte önemli bazı Doğu illeri henüz işgal edilmemişti. Bu bakımdan kongre güven içinde yapılabilirdi.
- Kongre sonucu oluşacak örgüt 15. Kolor-du'ya savunma için önemli maddi yardımlar sağlayabilirdi.
- Erzurum Kongresi'nin başarısı, Sivas'taki büyük kongreye bir moral aşısı olabilirdi. Ayrıca, Doğuda kurulacak örgütün üyeleri de kendi bölgelerini Sivas'ta başarıyla temsil e-debilirlerdi.
Mustafa Kemal Paşa Amasya'dan ayrılıp Erzurum'a giderken bir yandan esas büyük kongrenin yani Sivas Kongresi'nin hazırlıkları ile ilgilenmiş, bir yandan da istanbul hükümetinin hakkında aldığı kararları göğüslemek için çalışmıştır.
Yolda Elazığ Valiliğine atanan ve kendisini tutuklamak için hükümetten emir alan Ali Galip'in bir komplosu ile karşılaştı ise de Sivas Valisi Reşit Paşa'nın yansın kalmasıyla bu tehlikeyi atlattı.
Mustafa Kemal Paşa 7-8 Temmuz gecesi Erzurum'da telgraf başına çağrıldı. Doğrudan doğruya Saray'dan aranıyordu.
Saray O'nun İstanbul'a dönmesini son kez istedi. Paşa bu isteği rededince, görevine son verildiği cevabı geldi. Paşa da ardarda hem Saray'a hem de Harbiye Nezaretine istifasını bildirdi; ama bu sadece kendisine verilen görevden ayrılma değildi. Askerlikten de istifa etmişti.
ERZURUM KONGRESİ'NİN ÇALIŞMALARI VE ALINAN KARARLAR
Kongre açılınca Mustafa Kemal Paşa oybirliği ile başkanlığa seçildi. O gün yaptığı konuşmada Paşa, gerçek amacını sezdirdi; bir ulusal kurulun oluşturulmasından söz etti ve gücünü ulusal iradeden, yani ulusun öz isteğinden alan sorumlu bir hükümetin ise ancak Anadolu'da kurulup çalışabileceğini belirtti.
Mustafa Kemal Paşa konuşmasıyla, bölgesel niteliği olan Erzurum Kongresi'ne ulusal bir nitelik vermek istemiştir.
Kongrede beliren görüşlerin özeti şudur: Yurdun bütünlüğünü sağlamak için ulusal iradenin belirlemesi gerektir. Bu ulusal iradenin ve onun çevresinde toplanan ulusal güçlerin varlığı "Padişahlık ve Halifelik" makamını kurtaracaktır.
Bir yandan ulusal iradeye en üstün yer tanımak, diğer yandan bu "en üstün" irade ile Osmanlı Devleti'nin temel dayanığı olan Padişah ve Halifenin kurtarılması bir çelişkidir.
Ulus iradesi kavramını "ulusa" benimsetmek için bir geçiş dönemine ihtiyaç vardı. Bu dönemde her iki kavramı bir arada kullanmak, eskisine dokunmamak; ama yenisini de tanıtmak gerekiyordu.
İKİNCİ BALIKESİR KONGRESİ
26-30 Temmuz tarihleri arasında Balıkesir'de ikinci bir kongre toplamışlardı. Bu kongrede yerel nitelikte olmakla birlikte, temsilcileri daha genel kapsamlı istekler ileri sürüp, atılacak adımların bütün işgal bölgelerini de kurtarmaya özendirmesi yolunda ulusal bazı dileklerde bulunmuşlardı.
Ama çok tehlikeli bir durum olan Yunan ilerleyişi nedeniyle kongrenin yerel niteliği daha ağırbasmış görülüyor. Kongreye katılanlar bütün güçlerini birleştirmeyi, Yunanlılara karşı savaşmak için asker toplamayı ve gereken diğer bütün önlemleri almayı kararlaştırmışlardır.
Bu arada bütün kongrelerde olduğu gibi, burada da padişaha bağlılık telgrafı çekilmesi ihmal edilmemiştir.
BİRİNCİ NAZİLLİ KONGRESİ
Kuvay-ı Milliye birlikleri arasında uyum sağlamak, bu milis güçlerine asker sağlamak gibi önemli kararlar alınmıştır. Ayrıca bölgedeki asayişin sağlanmasını da kongre sonucunda oluşan bir kurul üstlenmiştir.
ALAŞEHİR KONGRESİ
16 Ağustos 1919'da başlayan 26 Ağustos'a kadar süren kongrede Balıkesir, Nazilli ve Erzurum kongrelerinin sonuçları görüşüldü. Kongrede alınan kararlara göre en büyük düşman Yunanlılardı.
Onları engellemek için ölüme değin çarpışılacaktı. Bunun için asker toplanacak, vergi salınacaktı. Demek-ki, İstanbul hükümetine bağlı olarak yarı özerk bir siyasal kuruluş beliriyordu.
Bu kuruluşun temelleri birinci ve ikinci Balıkesir ve birinci Nazilli kongresinde atılmış, Alaşehir'de isedaha da pekiştirilmiştir.
Kongrenin garipçe sayılacak bir kararı da Yunanlıları yurttaş kovabilmek için, diğer Anlaşma Devletleri ile görüşmelere oturulabileceği idi.
SİVAS KONGRESİ
Erzurum Kongresi'nin toplanmasını ve çalışmasını önleyemeyen Damat Ferit, şimdi çok daha önemli olan Sivas Kongresi'nin gerçekleşmesine engel olmak için var gücüyle uğraşmaya başladı.
Kongreyi önleme taktiği başlıca iki esas noktaya dayanıyordu. Bunlardan birincisi Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının "ittihatçı" oldukları kanısını yaymaktı.
Taktiğin dayandığı ikinci nokta da şu idi: Madem ki Ege Bölgesi'ndeki Yunan ilerleyişi bazı çevreleri rahatsız ediyor, öyle ise Yunanlıları bir anlaşma ile durdurmak da Mustafa Kemal'in eylemini önleyebilirdi.
Damat Ferit'in bu düşüncesi üzerine İngiliz Generali Milne Yunanlılarla görüşmeye ve onları "makul bir çizgide durdurmaları için" iknaya çalıştı.
Sivas Kongresi'nde "Amerikan mandası" isteyenler vardı ve bunlar güçlü bir grup oluşturuyor-
lardı. Halbuki, Amerikan Hükümeti, VVİlson ilkelerinin hileli bir biçimde kitaba uydurulması demek olan manda sistemini benimsemediği gibi, Amerikan Parlamentosu da Paris'te yapılan barış antlaşmalarının hiçbirini onaylamamıştı.
Sivas Kongresi'nde "Amerikan Mandası" isteyenler ki aralarında Refet Bey gibi aydın subaylar, ismail Hami gibi ünlü sivil aydınlar bulunuyordu, mandanın niteliğini bilmedikleri gibi, Amerikan tutumunun durumundan da habersiz idiler.
Kongrede alınan kararlan ana çizgileri bakımından şöyle özetleyebiliriz:
- Yurttaki dağınık direnme örgütleri bir çatı altında birleştirilerek tek dernek içinde toplanacaktı. Bu derneğin adı "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" oldu.
O Damat Ferit Hükümeti'nin düşürülüp, yurtsever yeni bir hükümetin iş başına gelmesi için uğraşılacak, böylece Anadolu'daki direniş hareketinin istanbul'daki siyasal kadro tarafından desteklenmesi sağlanacaktı.
- Oluşturulan dernek ulusun kurtuluşu ve bağımsızlığı için var gücüyle çalışacaktı. Bir başka devletin güdümü altına girme veya Türkler'in yaşadığı bazı yerlerin terk edilmesi gibi görüşler kesinlikle kabul edilmeyecekti.
- Osmanlı Parlamentosu'nun yeniden toplanmasına çalışılacaktı. Aksi takdirde yeni hükümet çalışması açısından sakat kalırdı, zira güvenoyu almamış sayılacaktı. Osmanlı Parlamentosu'nun Meclis-i Mebusan kanadı halk temsilcilerinden oluştuğu için ulusu temsil etme yetkisi vardı.
Sivas Kongresi'nin toplanmasını engelleyemeyen Damat Ferit Hükümeti istifa etti, yerine dürüst ve yurtsever bir Osmanlı askeri olan Ali Rıza Paşa atandı.
KUVAY-I MİLLİYE
Düzenli ordunun yetersizliği hatta yokluğu karşısında yerel halkın silâhlanarak oluşturduğu birliklere bu ad verilmişti.
Ama Kuvay-ı Milliye deyimi asıl Kurtuluş Savaşı sırasında yaygın ve saygın bir deyim olarak kullanılmaya başlandı. Kuvay-ı Milliye, ilk önce Ege Bölgesi'nde doğmuştur.
Kurtuluş Savaşı boyunca da daha çok bu yöredeki milis güçlerini ifade etmek için kullanılmışsa da giderek düzenli ordu dışındaki bütün ulusal birlikleri içine alan bir kapsama erişmiştir.
Güney cephesinde ise Fransızlara karşı önemli başarılar elde edilmiştir. Kuvay-ı Milliye'nin elde ettiği başarılar tepkiyi de beraberinde getirmiştir.
Yunan Başkomutanı, Venizelos'a çektiği telgrafta "durumun vahim olduğunu, artan Türk Kuvay-ı Milliye yığınakları karşısında daha sert önlemler alınmasını istiyordu."
Damat Ferit'in kışktırtmaları sonucunda Anadolu'da özellikle iç Anadolu ve Marmara Bölgesi'nde Kuvay-ı Milliye'ye karşı ayaklanmalar çıkmıştır (Anzavur Ayaklanması).
Ünite 6 Degerlendirme Sorulari

1- Sivas Kongresi sonrasında Damat Ferit'in sadrazamlıktan ayrılmasından sonra bu göre ve aşağıdaki şahıslardan hangisi gelmiştir?


Salih Paşa
Ali Rıza Paşa

Enver Paşa
Ahmet izzet Paşa

Tevfik Paşa
________________________________________
2- Erzurum Kongresi sırasında Batı Anadolu'da ki milli direniş güçleri nerede örgütlenmişti?


Alaşehir
Balıkesir
Manisa
Denizli
İzmir

________________________________________
3- Aşağıdakilerden hangisi Sivas Kongresi'nin toplanması aşamasında çıkan zorluklardan biri değildir?


Sivas Kongresi'nin yere! bir girişim olarak değerlendirilmesi

Sivas Kongresi'nin hiçbir yarar sağlayamayacağı.

Padişahın temsilcilerle görüşerek düşüncelerinden vazgeçmesi

İstanbul Hükümeti'nce kongreye katılacak olanların engellenmesi

Anlaşma Devletlerinin Osmanlılar'a karşı olumsuz bir tavır alacağının düşünülmesi
________________________________________
4- Yurttaki tüm direniş örgütleri aşağıdakilerden hangisinde birleştirilmişlerdir?


Balıkesir Kongresi
Sivas Kongresi

Alaşehir Kongresi
Erzurum Kongresi

Muğla Kongresi
________________________________________
5- Aşağıdaki kararların hangisi Erzurum Kongresi'nde alınmamıştır?


Gerekirse Sovyet Rusya île işbirliği yapılacaktır.

Kongre sonucunda Doğu illerini içine alan bir örgüt kurulmuştur.

Azınlıklar güvence altındadır.

Ermeni tehdidine karşı birleşilecektir.

Doğu Anadolu illeri yurdun ayrılmaz bir parçasıdır.

________________________________________
6- I. ikinci Balıkesir Kongresi
II. Birinci Nazilli Kongresi
III. Alaşehir Kongresi
Yukarıdakilerden hangileri Sivas Kongresi'nden önce yapılan kongrelerdendir?


I, II
II
I, II, III
I
II, III
________________________________________
7- Sivas'ta ulusal bir kongre düzenleneceği ilk kez aşağıdakilerden hangisiyle duyurulmuştur?


Havza Genelgesi
Erzurum Kongresi

Amasya Genelgesi
Alaşehir Kongresi

Amasya Görüşmesi
________________________________________
8- Mondros Ateşkes Anlaşması imzasından sonra toplanan ilk kongre hangisidir?


Kars İslâm Şurası
Alaşehir Kongresi

Erzurum Kongresi
Sivas Kongresi

Birinci Balıkesir Kongresi [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:29 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 7 MİSAK-I MİLÜ'DEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NE İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ
Türk tarihindeki ilk düzenli siyasal örgütlenme ittihat ve Terakki [hide]Derneği ile başladı. İkinci Meşru-tiyet'in ilanı bu dernek üyelerinin gerçekten büyük özverili çabaları sonrasında gerçekleşmiştir.
1909 Anayasa değişikliğinden sonra dernek tam olarak yasallaştı ve 1913'te siyasal bir partiye dönüştürüldü. Bu parti demokratik bir ortam kuramadı; Ama Osmanlı Devleti'nin pek çok alanda modernleşmesi için bazı çalışmalar yaptı. Özellikle "Türklük" bilincinin uyanmasında en önemli rolü oynadı.
Bu parti tek başına iktidar olma hevesini somut birsonuca bağlayıp, ardından ülkeyi Birinci Dünya Savaşı'na sürükleyerek ağır bir yenilgi ve parçalanma sürecine sokması ile saygınlığını yitirdi.
ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ
Ýttihat ve Terakki Partisi'nin varlığını yitirmesiyle Türk ulusunu kurtaracak siyasal nitelikte ve birleştirici yeni bir örgüt gerekliydi. Bu örgüt başlangıcını "Redd-i ilhak" ve "Müdafaa-i Hukuk" derneklerinde buldu.
Sivas Kongresi ile, birkaçı dışında bütün bu dernek ve kuruluşlar birleşerek büyük bir örgüt durumunu almışlardı. Zaman geçtikçe dernek iyice güçlenmiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nun kuruluşunu sağlamış ve o mecliste tek etkili siyasal topluluk olarak çalışmıştır. Bu dernek M. Kemal tarafından rejimin ilksiyasal partisi haline getirildi.
SİVAS KONGRESİ'NDEN SONRAKİ SİYASAL GELİŞMELER
Mustafa Kemal Sivas Kongresi'nde alınan kararların ulusun haklı istekleri olarak her yerde benimsetmek amacını güdüyordu.
Bu nedenle aşağıdaki işlerin yapılması gerekliydi. o Mustafa Kemal Paşa'nın düşüncesine göre artık Meclis-i Mebusan'ın yapabilceği bir iş kalmamıştı. Bu kurum işlevini çoktan yitirmiş sayılırdı.
- Meclis-i Mebusan, Osmanlı Devleti Parla-mentosu'nun ulusu temsil eden kanadıydı; Yani Osmanlı Devleti'nin en yüksek karar merkezlerinden biri idi. Bu nedenle yeni kurulacak olan Osmanlı Hükümeti ile anlaşma çareleri araması gerekir.
- Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal idi.
OSMANLI HÜKÜMETİ İLE ANLAŞMA AMASYA PROTOKOLÜ
Damat Ferit Sivas kongresi engelleyemeyince büyük bir siyasal yenilgiye uğradı. Çekilen Damat Ferit'in yerine Ali Rıza Paşa hükümeti geçti. Bu dönemden sonra Heyet-i Temsiliye kendini artık bütün yurttaki Kuvay-ı Milliye hareketinin başı mere-zi olarak görmekte ve bu sıfatıyla istanbul Hüküme-ti'nin karşısına çıkmaktadır.
Zira görevden çekilince-ye kadar Anadolu harekâtını boğup yok etmek için elinden geleni yapmış olan Damat Ferit hükümetinin yerine geçen bu hükümetin üyeleri vatansever kimselerdi.
Yurtsever kişilerden oluşan bu hükümetin üyeleri Anadolu ile iyi geçinmeye çalışmıştır. Bu maaçla Bahriye Nazırı Salih Paşa, istanbul Hükü-meti'nin temsilcisi olarak Amasya'ya, Heyet-i Temsiliye başkanı olan Mustafa Kemal Paşa'ya gönderildi.
20-22 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen bu görüşmeler devrim tarihimize "Amasya Kararları" adıyla geçmişti, içeriği şöyle özetlenebilir; istanbul Hükümeti, Heyet-i Temsiliye'yi tanıyordu. Meclis-i Mebusan toplanacaktı.
ANKARA'NIN ULUSAL KURTULUŞ HAREKETİNİN MERKEZİ YAPILMASI
Ankara'nın stratejik açıdan çok elverişli olması istanbul'dan gelen demiryolunun Ankara'da sona ermesi, bu bakımdan ulaşım olanaklarının o dönem için oldukça iyi olması, ayrıca Batı Cephesi'ne yakın olduğu gibi diğer çarpışma alanlarına da eşit uzakiıkta olmasından dolayı Mustafa Kemal yayınladığı bir bildiride Meclis-i Mebusan için yapılacak görüşmelerin Ankara'da olmasını duyurdu.
Bundan sonra Ankara artık Ulusal Kurtuluş Savaşımızın merkezi durumuna gelecek simgeleşecektir
MECLİS-İ MEBUSAN'IN NİTELİĞİ VE AÇILIŞI
II. Abdülhamit'in devrinde Anayasa ile yasama işlerinde halkın seçtiği temsilcilerinin de düşüncelerinin alınması ile Meclis-i Mebusan oluşmuştu.
Ama egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı ailesi adına padişahta olduğu için, halkın seçtiği Meclis-i Mebusan'ın yetkilerini kısmak onun kesin hakkıydı. Meclis-i Mebusan ulusun değil, padişahın meclisi idi.
Ulus Egemenliği düşüncesini gerçekleştirmeyi kendisine en kutsal ülkü edinen Mustafa Kemal Paşa için Meclis-i Mebusan'ın hiçbir hukuksal ve toplumsal değeri yoktu.
Bundaki uygulama yanlışlarını Mustafa Kemal düzeltti. Ve yeni Meclis-i Mebusan 28 Ocak 1920'de Misak-ı Milli'yi kabul etti.
Misak-ı Milli daha Erzurum Kongresi sıralarında hazırlanmaya başlanmıştı. Andın metni Mustafa Kemal tarafından kaleme alınmış ve milletvekillerine verilmişti.
MİSAK-I MİLLÎ'NİN İÇERİĞİ
Osmanlı Saltanatfnın ve Halifeliğin merkezi istanbul'un güvenliği sağlanması koşulu ile Boğazlar açılabilir. Birinci Dünya Savaşı'nın bitişinde imzalanan ateşkes anlaşmasının çizdiği sınırlar içinde, her bakımdan birlik oluşturan yurttaşların oturdukları yerler, hiçbir biçimde yurttan koparılamaz.
Daha önce bizden ayrılan Batı Trakya'da, Kars, Ardahan ve Batum'da halkoyuna başvurulacak, yine Arapların çoğunlukta bulunduğu yerlerde halkoyla-masına başvurulacak. Bağımsızlığımızı sınırlayacak siyasal, ekonomik hiçbir anlaşma kabul edilemez.
MİSAK-I MİLLÎ'NİN NİTELİĞİ
Misak-ı MillAı kararları Mustafa Kemal ve arkadaşlarının inkâr edilemez etkisi altında alınmıştır. Mustafa Kemal bu girişimiyle kongrede beliren ulusal istekleri Osmanlı Parlamentosu'na yansıtmıştır.
Misak-ı Milli'ye bu bakımdan Anadolu hareketinin Sivas Kongresi'nden sonra ve ondan daha büyük ilk siyasal zaferi olarak nitelemek yerindedir.
İSTANBULİN İŞGALİ
Anlaşma (itilaf) Devletleri 13 Kasım 1918'den itibaren İstanbul'un işgaline başlamışlardı. Bu tarihten itibaren Anlaşma Devletleri kentte bir karargâh kurmuşlar ve yönetimi dolaylı olarak denetim altına almışlardı.
Resmi işgal 16 Mart 1920'de yapıldı. Anlaşma Devletleri Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 7. maddesi hükmüne dayanarak kenti işgal ettiklerini bildirmişlerdi.
18 Mart'ta toplanan Meclis-i Mebusan bu koşullar altında çalışmanın mümkün olmadığına karar vererek toplantılarını durdurdu. 11 Nisan günü padişah Kanun-i Esasi'deki yetkilerini kullanarak Meclis-i Me-busan'ı dağıttı.
Mustafa Kemal istanbul'un işgalinden sonra 19 Mart'ta bir genelge yayınladı. Dağıtılan Meclis-i Me-busan'ın artık tekrar toplanma olanağı kalmadığını ve yeni bir parlamento kurulması gerektiğini, bunun Ankara'da toplanmasının en uygun yol olduğunu duyurdu.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞ HAZIRLIKLARI
Yakınçağ'da dünyada yeni bir siyasal gelenek belirmiştir. Eğer bir devlet yeni baştan kurulacak ise, bunu sağlamak için halk temsilcilerinden oluşan bir meclis seçilir.
Bu meclis yeni devletin dayanacağı esasları saptar, başka bir deyişle anayasasını yapar. Ayrıca bu anayasayı işler bir duruma getirerek diğer kararları da alır.
işte bu organ bir "Kurucu Meclis"tir. Ondaki güç de "Kuruculuk gücüdür" Bu güç, eğer meclis üyeleri halk tarafından seçilmişse ulustan gelir.
Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında ve Fransız ihtilali başlarken bu tür meclisler doğmuş ve daha sonra başka ülkelerde de görülmüşlerdir. Mustafa Kemal Meclis-i Mebusan yerine Ankara'da toplanacak yeni meclisin birkurucu meclis olmasını istiyordu.
Kimsenin aklından Osmanlı Devle-ti'nin son bulduğu düşüncesi geçmiyordu. Kamuoyu bu düşünceyi benimseyemezdi. Bu nedenle Mustafa Kemal "Kurucu Meclis" deyiminden vazgeçmek zorunda kaldı.
İSTANBUL'UN İŞGALİNDEN SONRAKİ SİYASAL VE ASKERİ GELİŞMELER
Anadolu-İstanbul ilişkilerinin giderek sertleşmesi ile birlikte Ali Rıza Paşa Hükümeti görevden alınıp yerine Salih Paşa kabinesi getirilmişti.
Salih Paşa'nın sadrazamlığa atanmasından sonra İstanbul işgal e-dilmiş ve bu ağır bunalıma çare bulamayan Salih Paşa görevinden ayrıldı. Tekrar Damat Ferit Paşa sadrazamlık görevine geldi (5 Nisan 1920).
Damat Ferit işbaşına gelir gelmez Kuvay-ı Milli-ye'ye karşı sert önlemleri almaya başladı. 18 Ni-san'da hükümet Kuvay-ı Milliye'ye karşı resmi bir örgüt kurdu. "Kuvay-ı İnzibatiye" (Düzeni Sağlama Kuvvetleri).
Kuvay-ı inzibatiye vahşet sürerken, Güneydoğu Anadolu'daki Kuvay-ı Milliye birlikleri Fransızlara karşı üstün başarılar göstermişti. Damat Ferit, Anadolu halkının kafasını iyice karıştırmak için başka çareler denedi. Şeyhülislâm Dürrizade'den bir fetva aldı. Bu fetva ile Kuvay-ı Milliye birlikleri "kâfir" ilan ediliyordu.
Bu zorluklar içinde Heyet-i Temsiliye ile ona yakın kadro çalışarak "olağanüstü yetkilere sahip meclisin" açılması için didindiler.
Birkaç ay önce seçimler yapılmış ve Meciis-i Mebusan üyeleri belirlenmişti. Heyet-i Temsiliye, Meclis-i Mebusan üyelerinin milleti temsil ettiğini düşünüyorlardı. Ankara'da 23 Nisan tarihine kadar yeterli sayıda milletvekili toplanabilmiştir.
Ünite 7 Degerlendirme Sorulari

1- Heyet-i Temsiliye'nin İstanbul Hükümeti'nce tanındığını gösteren belge nerede kim tarafından imzalanmıştır?


Sivas'ta izzet Paşa
Ankara'da Enver Paşa

Havza'da Ali Rıza Paşa
Amasya'da Salih Paşa

Havza'da Ali Kemal Paşa
________________________________________
2- 12 Ocak 1920'de toplanan Meclis-i Mebusan hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?


Ulus egemenliği padişahla birlikte paylaşılır.

Heyet-i Temsiliye'nin iradesine bağlıdır.

Tamamen padişahın iradesine bağlıdır.

Ulus egemenliğine dayanır.

Kuvay-ı Milliye'nin iradesine bağlıdır.

________________________________________
3- Amasya görüşmelerinde İstanbul hükümeti aşağıdaki şahıslardan hangisi tarafından temsil edilmiştir?


Ahmet İzzet Paşa
Ali Rıza Paşa

Salih Paşa
Kâzım Karabekir

Damat Ferit

________________________________________
4- Anlaşma Devletleri Mondros Ateşkes Anlaşması'nın hangi maddesi hükmüne dayanarak İstanbul'u işgal etmişlerdir?


3
5
1
7
10

________________________________________
5- Aşağıdaki olaylardan hangisi Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanması için uygun bir ortam yaratmıştır?


Antep ve Urfa'nım kurtarılması
Milne Hattının çizilmesi

Meclis-i Mebusan'ın dağıtılması
Sevr Antlaşmasının imzalanması

Düzenli ordunun kurulması

________________________________________
6- Aşağıdakilerden hangisi İstanbul Hükümetinin Kuvay-ı Milliye'ye karşı kurmuş olduğu resmi örgüttür?


Kuvay-ı inzibatiye
Kürt Teali Cemiyeti

Kuvay-ı Seyyare
İngiliz Muhipler Cemiyeti

Mavri Mira Cemiyeti

________________________________________
7- Mustafa Kemal Paşa Ankara'da bir meclis toplanmasını ne zaman duyurdu?


İstanbul'un işgalinden sonra

Anzavur ayaklanması ile

TBMM'nin açılışından sonra

İzmir'in işgalinden sonra

Misak-ı Millinin kabulünden sonra

________________________________________
8- Aşağıdakilerden hangisi İstanbul'un, Anlaşma Devletleri tarafından resmen işgal edilmesinin sonuçlarından biridir?


Heyet-i Temsilliye'nin Ankara'ya gelmesi

TBMM'nin açılması

Misak-ı Millinin ilan edilmesi

Son Osmanlı Meclis-i mebusan'ın toplanması

Sevr Antlaşmasının imzalanması [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:30 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 8 TBMM'NİN KURULUŞU, YAPISI VE ÇALIŞMALARI
Meclis diyebileceğimiz yeni parlamentonun toplanmasına Damat Ferit Hükümeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Mandacılar, Hürriyet ve itilaf Partisi gibi kuruluşlar kesinlikle karşı çıkıyor ve toplanmasını engellemeye çalışıyordu.
Meclis'in "ulusallık" niteliği artık belli olmuştu, meclis üyelerinin tamamı, Anadolu ve Rumeli'nin Müslüman halkının içinden çıkacaktır.
[hide]TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN AÇILIŞI
Meclis'in Açılışı
Meclis 23 Nisan 1920'de Meclis'in en yaşlı üyesi olan Sinop Milletvekili Şerif Bey'in açılış konuşmasıyla açıldı. Başkan Şerif Bey'in konuşması son derece önemli öğeler içermektedir.
Herşeyden önce Meclis'in adı Büyük Millet Meclisidir. 9 ay sonra da Türkiye sözcüğü eklendi. Osmanlı Devleti'nde resmi olarak "Türkiye" adı hiç birzaman kullanılmamıştır.
Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi denilmekle bu parlamentonun Türkiye'ye ait bir büyük organ olduğu ve Türk ulusunu temsil ettiği anlaşılıyor, ikinci önemli nokta ise; bu Meclis "Millet" tarafından toplanmıştır ve milletin yetkilerini bizzat eline almasıyla oluşmuştur.
Üçüncü olarak Birinci Dönem TBMM'nin neredeyse sona erinceye kadar içinde taşıdığı bir çelişki dile getirilmektedir. Bir yandan ulus egemenliğini doğrudan doğruya eline almıştır, bir yandan da Osmanlı padişahına bağlılık ifade edilmektedir. Ama şunu da belirtmek gerekir ki Meclis ulus egemenliğini herşeyin üstünde tutmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, Heyit-i Temsiliye'nin görev ve yetkileriin sona erdiğini belirtti. Artık tek yetkili ve sorumlu TBMM olmalıydı. Başbakanlık Divanı oluşturuldu.
TBMM Başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçildi. Cumhuriyet ilan edilip Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar Mustafa Kemal Paşa TBMM Başkanı olarak görev yaptı.
TBMM anayasal durum belirleninceye kadar, yürütme işleri için geçici bir kurul seçildi. (Muvakkat icra Heyeti) Böylece Meclis'in verdiği kararlar bu kurul aracılığı ile hemen yerine getirilecekti.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN YAPISI
Genel olarak
Bugüne kadar kurulan bütün anayasal sistemlerde, Türk ulusu tarafından seçilerek yasama yetkisini doğrudan doğruya, yürütme yetkisini de içinden çıkardığı hükümet aracılığı ile kullanan tek organ
TBMM olmuştur. İlk dönem Meclisimizin bir büyük özelliği vardı. Uzun bir süre saltanat ile birlikte yaşamak zorundaydı ve ayrıca zafere ulaştıracağı büyük bir savaşın yürtülmesini yüklenmişti.
Bu iki olağanüstü durum, Birinci Dönem TBMM'yi Türk Anayasa Hukuku tarihinde çok özel bir yere oturtmuştur.
TBMM'NİN MEŞRUİYET KAYNAĞI
Meşruiyet, bir kurumun, toplumda geçerli olabilmesi için dayandığı kural ve inançtı. Toplumdaki pek çok ilişki geçerlilik sebebini yasalardan alır. Yasaların meşruiyeti ise, onların anayasaya uygun olmasıyla mümkündür. Yani yasaların meşruiyet kaynağı anayasadır.
TBMM kurulduğu zaman henüz bir yazılı anayasaya dayanmıyordu. Ama bu, TBMM'nin "meşru" olmadığı anlamına gelmez.
Anayasalar her zaman yazılı olmayabilir. Eğer bir devletin oluşumu toplum tarafından benimsenmişse veya toplumun kendisi o devleti kurmuşsa anayasası da oluşmuş denilebilir. Bu nedenle TBMM'nin meşruiyetinin kaynağı doğrudan doğruya ulus olmaktadır.
TBMM'NİN YAPISI
Temel İlke
- Ulus egemenliğine kesinlikle sahip çıkılmıştır. TBMM ise bu egemenliği kullanacak tek organ olarak belirlenmiştir.
ilk Anayasanın yapıldığı 20 Ocak 1921 tarihine kadar TBMM, egemenliğinin ulusta olduğu ilkesi vurgulanmıştır.
Anayasa'nm ilk maddesinde ise yönetim biçimi halkın kendi kaderini doğrudan doğruya kararlaştırması esasına dayanır. Bu madde yüzlerce yıllık Osmanlı Devleti'nin artık tarihe karıştığının açık bir kanıtıdır.
Egemenlik hem ulusa, hem de bir kişiye ait olamaz. TBMM ilk aylarında iki egemenlik anlayışı a-rasında bocalamıştır.
5 Eylül 1920'de çıkan önemli bir yasada bu çelişki, kendini çok açık biçimde gösterir. Bu metinde TBMM'nin önüne gelen konuları nasıl görüşüp karara bağlayacağını belirleyen önemli bir anayasal düzenlemelidir.
Bu anayasada TBMM ile henüz "saltanat" ile "ulusa ait olan egemenlik" a-rasındaki büyük fark tam anlamıyla seçilebilmiş değildir.
1921 yılında yapılan Anayasada bir başka çelişki daha vardır. Kurulan bu meclis olağanüstü yetkilere sahip kurucu bir meclistir. Bu meclis yeni bir devlet kurmuştur. Anayasasında çok önemli hükümler
yoktur. Bu anayasada olması gerekli, yurttaşların sahip oldukları temel haklar, özgürlükler devlet başkanlığı gibi çok yaşamsal konular bu anayasada bulunmaz.
Bu eksikliklerin tamamlanması için de Osmanlı Anayasası'nda yürürlükte bulunduğunu belirtmek zorunluluğunu duymuşlardır. Böylece yurdumuzda iki anayasalı birdüzen, TBMM hem kendi yaptığı ve egemenliği ulusa bırakan Anayasayı hem de bu Anayasa ile çelişkili olmadığı sürece kişisel e-gemenliğe dayanan bir başka anayasayı yürürlükte kabul etmiştir.
- TBMM ile kurulan yeni siyasal düzenin bi başka büyük özelliği ise onun ulusal (milli) olmasıdır. TBMM "Türk" ulusunu temsil etmektedir.
Türkiye sözcüğünün devlet yaşamında ilk kez kullanıldığı belirtilmişti. Kurulan yeni devletin temeli "Türk Ulusuna" dayandırılmaktadır.
TBMM'nin Hukuksal Niteliği
Bütün siyasal sistemler iki ana küme içinde toplanır. Güçler birliği ve güçler ayrılığı. Rejim ne olursa olsun, bütün devletlerde üç ana işlev vardır. Bu hukuk biliminin en değişmez ve kesin kurallarından biridir. Bu işlevler şunlardır: Yasama, yürütme ve yargı.
Yasama İşlevi, toplum yaşamını düzenleyen hukuk kurallarının temeli olan yasaları koymaktır. Yasalar temel hukuk kurulları olduğundan hukuku uygulayanlar, bu yasalara dayanırlar, alt düzeyde kural koyma veya yargılama hakkını da gene yasalardan alırlar.
Bu nedenle yasama işlevi genellikle egemenliği elinde tutan gücün elindedir. Monarşik sistemde yasama gücü hükümdar kendi kişiliğinde tutar ve doğrudan doğruya kullanılır. Demokrasilerde ise ulusun temsilcisi olan parlamentoların en öncelikli görevi ve hakkı yasama işlevini görmektir. Bu işlevi yerine getiren organ "yasama gücüne" sahiptir.
Yasama gücüne sahip olan organın temel hukuk kurullarını koyması tek başına yeterli değildir. Hukuk kurallarını uygulayan organa "hükümet" denir. Böylece hükümetler yürütme işlevini yerine getirecek güce sahip bulunmalıdırlar ki görevlerini rahatça ve engelsiz yerine getirebilsinler.
Hukuk kuralları her zaman doğru biçimde uygulanmayabilir. Ayrıca yurttaşlar arasında hukuk kuralları uygulanırken anlaşmazlıklar da çıkablir. Bazı yurttaşlar hukuk kurallarına uymayıp toplum düzenine aykırı hareket edebilirler. Hukuk kurallarının uygulanmasındaki haksızlıkları gidermek, yurttaşlar a-rasında çıkan anlaşmazlıkları çözmek kurallara uymayanları cezalandırmak yargı işlevinin görevidir. Bu işlevi gören organa da "yargı gücü" denir.
Yasama, yürütme, yargı işlevleri tek bir organda birleşmişse güçler birliği, yasama, yürütme, yargı her biri ayrı güce sahip organlarca yerine getiriliyorsa "güçler ayrımı" sistemi söz konusudur.
TBMM'de bu iki temel sistem içinde güçler birliği sistemini benimsedi. Bir hükümet yoktu. Yürütme gücü doğrudan doğruya TBMM'inde idi. Yürütme işlevini yerine getirebilmek için "vekil" gerekiyordu. Bunlar Milletvekilleri arasında doğrudan doğruya TBMM tarafından seçiliyorlardı.
Çünkü sadece bir milletvekili, içinde bulunduğu parlamentoya ait bir gücü o-nun adına vekil yürütebilirdi. Bundan dolayı onlara "bakan" değil "vekil" deniliyordu. Vekillerin birarada çalıştıkları bir hükümet mevcut olmadığından bir vekil kendini seçen organa yanı TBMM'ne karşı sorumluydu.
Ama işbirliği içinde olmak zorunda bulunduklarından bu vekiller biraraya gelip çalışır. Bu vekillerin biraraya gelerek oluşturdukları kurula "icra Vekilleri Heyeti" (Yürütme Gücüne ekil Olarak Seçilen Milletvekillerinin Oluşturduğu kurul) denilirdi, icra vekilleri Heyeti Meclis'in sahip olduğu hükümet yetkisini onun izniyle kullanıyordu.
Meclis bazen hükümet gibi davranabilirdi. Bir başbakan yoktu.Osmanlı Dev-leti'nde de güçler birliği ilkesi yürürlükte idi. Egemenliğe kayıtsız-şartsız sahip padişahın tek kişi olarak her üç gücü de içerdiği kabul edilirdi.
Bu durumda Osmanlı sistemi ile TBMM sistemi arasında çok önemli ve ince bir fark vardır. TBMM'de bütün güçleri üstünde toplamıştı. Ama egemenliğe sahip olanTBMM değildir.
Bu güç kayıtsız-şartsız Türk ulusuna aittir. TBMM sadece ulusun temsilcisi sıfatıyla egemenlik hakkını kullanır. Ulus gerekirse veya dilerse seçim yolu ile yeni bir meclis kurabilir. Bu nedenle TBMM her üç gücü ulustan aldığı yetki dolayısı ile, ulus adına kullanmaktadır.
Güçler birliği ilkesinin yasama, yürütme, yargı gücünü kullanırsa, yapılan işlerin denetimi zor hatta olanaksız hale gelebilir.
Bu önemli sakıncaya rağmen Mustafa Kemal ve arkadaşları güçler birliği ilkesini kabul etmişlerdir. Çünkü çabuk karar alan, verdiği kararı hemen, hiçbir engelle karşılaşmadan uygulayabilecek bir organa ihtiyaç vardır.
TBMM'nin Çalışmaları
TBMM üyelerinin büyük bir çoğunluğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensuplarıydı. Fakat bu cemiyetler siyasi parti değildi.
Çeşitli dünya görüşlerine sahip yurttaşlar yurdun kurtuluşu amacı ile biraraya gelmişlerdi, onları birbirine bağlayan tek öğe bu amaçtı.
Bundan dolayı bir süre sonra üyeler arasında gruplaşmalar başladı. Çünkü Meclis içinde bugünkü parlamentonun olduğu gibi siyasal partiler temsil edilmiyordu.
Meclisin siyasal yapısı böyle bir partileşmeye elverişli değildi. Bundan dolayı aynı derneğe üye bulunmalarına rağmen, milletvekilleri arasında gruplaşmalara gidilmesini doğal karşılamak gerekir.
Mustafa Kemal Paşa'nın çizdiği genel politikaya zaman zaman kişisel yahut düşünsel nedenlerle itiraz edenler bir araya gelerek ayrı bir grup oluşturdular ve buna "İkinci Müdafaa-i Hukuk Grubu" dediler.
Mustafa Kemal Paşa'yı destekleyenler ise "Birinci Müdafaa-i Hukuk" grubunu oluşturdular. Bunalımlı zamanlarda birleşerek yurdun kurtuluşu için birleşmeyi hiç bir zaman unutmayan kişilerden oluşmuşlardı.
Bu gruplara parti lideri olmadığı için bir parti disiplini yoktu. Aynı zamanda ideolojik bakımdan tam bir örgüt oluşturamıyorlardı.
TBMM otoritesini yaymak için her türlü önlemi a-lıyordu. istanbul hükümeti ile her türlü ilişkinin kesilmesi buna örnektir. "Yok" sayılan istanbul hükü-meti ile ilişkiye girenler vatan haini sayılmışlardır. Bu davranış bile TBMM'nin yepyeni bir devlet kurduğu-nun kanıtıdır.
TBMM hükümeti, yeni bir varlık olduklarını dünyaya kabul ettirme çabası içindeydi. TBMM ile savaş durumunda bulunan üstelik onu tanımayan bir devletin ufakbir ateşkes için bile olsa Ankara'daki hükümetle anlaşması TBMM'nin varlığını yavaş yavaş kabul ettirdiğinin bir kanıtıdır.
TBMM bu çabalar içindeyken Damat Ferit ve İnT gilizler Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarını İstanbul'da kurduğu bir askeri mahkemede gıyabi olarak yargılatmıştır.
Bu tür girişimlerin Anadolu'nun bazı bölgelerinde son derece etkili olduğu inkar edilemez. Böylece Anadolu'nun pek çok yerinde TBMM'ye karşı tepkiler doğdu. Anlaşma Delvetleri TBMM'yi yok e-debilmek için askeri önlemler alınması gerektiğini düşünmüşler ve bunun için hazırlıklara başlamışlardı.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NE KARŞI TEPKİLER
Kuvay-ı Milliye'nin Kesin Olarak Birleşmesi
TBMM'nin açılmasına giden olaylar sırasında bile bütün yurttaki Kuvay-ı Milliye örgütü tam olarak birleşememişti. Sivas Kongresiyle Anadolu direniş hareketleri birleştirilmişti. Farkat bazı yerel güçlere Kuvay-ı Milliye örgütleri katılmakta duraksamışlardı.
TBMM açılıncaya kadar Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin varlığı kabul edilmekle birlikte, bazı bölgelerde halâ yerel kurtuluş çare-leri aranmaktan uzak kalınmamaktadır.
Askeri Gelişmeler
Ýngiliz hükümeti, Yunan davasını bütün gücüyle desteklemekteydi. Yunun Başbakanı Venizelos Eatı Anadolu'nun Yunanistan'a verilmesini "Avrupa'nın bir kararı olarak görüyordu.
Venizelos, İngilizlerin yardımıyla TBMM'nin çökertilmesi için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. 22 Haziran 1920 tarihinde Yunun orduları "Milne çizgisini" dört bir yandan aşarak Batı Anadolu'da ilerlemeye başladı.
Yunanlılar'ı İngiliz Donanması da destekliyordu. İngiliz gemileri Marmara kıyılarını tutup oralardan gelecek direnme hareketlerini önleme amacı güdüyordu.
Balıkesir ve Uşak başta olmak üzere Batı Anadolu'da pek çokyer kısa sürede işgal edildi. Bu başarılardan cesaet alan Yunanlılar Doğu Trakya'ya gözlerini diktiler.
Güneydoğu Anadolu'da Fransızlar'ın etkinliğini Kuvay-ı Milliye azaltmıştır. Doğu'da ise Ermenistan Devleti, TBMM açılınca geniş kapsalı bir saldırı başlatmıştı.
AYAKLANMALAR
TBMM'nin açılışından önce, Damat Ferit'in kışkırtmaları ile başlayan ayaklanmalar nisan sonlarına doğru daha da genişledi. Bu.ayaklanmalar Kuvay-ı Milliye'yi zora soktu.
Daha önce Düzce ve Bolu'da çıkan ayaklanmalar alevlendi ve zorla bastırıldı. Bu büyük ayaklanmanın bastırılması için uğraşıldığı sırada Yozgat'ta, Zile'de, Viranşehir'de ve Konya'da başka ayaklanmalar görüldü.
Marmara Bölgesi'nde ise Anzavur ile Kuva-ı İnzibatiye de eylemlerini sürdürüyorlardı. Çerkeş Ethem'in yardımları ve Kuvay-ı Milliye'nin çalışmalarıyla bu ayaklanmalar bastırıiabildi.
Fakat Sevr Barışının imzalanmasıyla bu ayaklanmalar yeniden başladı. Ayaklanmaların kesin olarak bastırılması 1920 yılının sonuna kadar sürdü. Bu harcanan zamandan elbette düşman güçleri yararlandılar.
Ünite 8 Degerlendirme Sorulari

1- Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk Anayasasını ne zaman yaptı?


1960'da
1921'de
1876'da
1923'te
1924'te

________________________________________
2- TBMM'nin kabul ettiği anayasal sistem aşağıdakilerden hangisidir?


Ilımlı güçler ayrılığı
Saltanatın ayrılığı

Parlamenter sistem
Güçler birliği

Güçler ayrılığı
________________________________________
3- Büyük Edirne Kongresi'nin toplanma amacı aşağıdakîlerden hangisidir?


Sivas Kongresi'ne katılma

Kuvay-ı Milliye'ye karşı gelme

TBMM'ye kesin olarak katılma

işgalci güçleri yurttan çıkarma

Doğu Trakya'yı gerekirse anlaşarak kurtarma
________________________________________
4- Birinci TBMM'ndeki bazı milletvekilleri aşağıdakilerden hangisine karşı çıkarak İkinci Müdafaa-ı Hukuk Grubu'nu kurmuşlardır?


Mustafa Kemal Paşa'nın çizdiği genel politikaya

Anayasanın ilan edilmesine

İstanbul'un itilaf devletlerince işgaline

Damat Ferit'in sadrazam olmasına

Düzenli ordu kurulmasına
________________________________________
5- 1921 Anayasası'nda yer alan "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" maddesi aşağıdakilerden hangisinin kanıtıdır?


Birinci Dünya Savaşı'nın sona erdiğinin

Osmanlı Devletinin tarihe karıştığının

Çok partili siyasal yaşama geçildiğinin

Bağımsızlık savaşının kazanıldığının

Yunan işgalinin sona erdiğinin

________________________________________
6- Birinci TBMM'nin meşruiyet kaynağı aşağıda! kilerden hangisidir?


Yazılı anayasa
Gelenekler

Saltanat yönetimi
İstanbul Hükümeti

Ulus
________________________________________
7- Aşağıdakilerden hangisi Ankara'da bir ulusal meclis açılmasına karşı çıkmıştır?


Hürriyet ve İtilaf Fırkası
Redel-i ilhak

İttihat ve Terakki Partisi
Heyet-i Temsiliye

Müdafaa-ı Hukuk Grubu
________________________________________
8- TBMM'nin açılmasından bir gün sonra, 24 Nisan 1920'de Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa bu görevini aşağıdakilerden hangisine kadar sürdürmüştür?


Başkomutan seçilmesine kadar

Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar

1921 Anayasası ilan edilinceye kadar

Lozan Barışı imzalanıncaya kadar

Büyük Taarruza kadar [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:30 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE - 9 ULUSAL ORDUNUN KURULMASI VE KURTULUŞ SAVAŞI (1920 Yılı Sonuna Kadar)
Ulusal Ordunun Kurulması:
[hide]TBMM tam olarak bilincine varmasa bile yeni bir devleti aşama aşama oluşturma hareketini gerçekleştirmiştir. İstanbul hükümetinin gösterdiği düşmanca davranış, meclisi sindirmek yerine onun yetkilerine daha da bilinçle sarılmasına yol açmıştır.
Yunan Saldırısının Gelişmesi ve Nedenleri:
22 Haziran 1920'de Yunanlılar, Ege Bölgesi'nde o güne kadar eriştikleri çizgiyi aşmış ve geniş kapsamlı bir saldırıya geçmişlerdi.
Yunan saldırısı iyi planlanmıştı. Bu nedenle, Kuvay-ı Milliye birliklerini dağıtıp, bozguna uğratarak hızla ilerliyorlardı.
Yunanlılar'ın İstanbul'u işgal edememelerinin nedeni ise, Osmanlı başkentinin Anlaşma Devletlerince zaten 16 Mart 1920 tarihinden itibaren işgal altına alınmıştı.
Yunan Saldırısının Tepkileri: Kuvay-ı Milliye birliklerinin başarısız kalmasındaki temel neden, Kuvay-ı Milliye'yi oluşturan yurtseverlerin çoğunun askerlik sanatından yeterince anlamamaları ve düzenli yapıya sahip olmamalıdır.
Ayrıca düzensiz ve disiplinsiz olduklarından bazen amaçlarının dışına çıkabili-yorlardı. Örneğin, suçsuz bazı insanları kendi takdirlerine göre cezalandırıyor, halktan zorla malzeme topluyorlardı.
TBMM hükümeti kurulur kurulmaz Milli Savunma ve Genelkurmay işlerini düzenlemeye başlamıştı. Hükümet bu yolla ilk iş olarak Kuvay-ı Milliye birliklerine belli bir ölçüde çeki düzen vermeye çalıştı.
Ulusal Ordunun Kurulmaya Başlanması:
Askere alma işlemlerini girişilerek boş er kadroları doldurulmaya başlanmış, yeni oluşturulan birlikler gerekli eğitimi aldıktan sonra, batıya gönderiliyordu.
Yeni oluşturulan birlikler gerekli eğitimi aldıktan sonra, batıya gönderiliyorlardı. Batı cephesi, bu yeni oluşturulmaya başlanan ordunun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlendi.
Çerkez Ethem'in "Kuvay-ı Seyyare" adı verilen birlikleri dışındaki Kuvay-ı Milliye ya ordu içine alındı veya başka hizmetlerle görevlendirildi.
Ordunun Sorunu
Halkın askere alınabilmesi için manevi duyguların kabartılması yolu tutulmuş, bu amacı gerçekleştirmede yurtsever birçok din adamı gönüllü olarak rol almıştır.
Ama uzun bir süre özellikle kırsal kesimlerdeki halk, padişahın buyruklarını kutsal saymış ve direniş içine girmiştir, ilk önce Heyet-i Temsiliye, sonra da TBMM hükümeti bu ayaklanmaları bastırmakla da uğraşmışlardı.
TBMM korkunç bir para sıkıntısı içindeydi. Kurtuluş savaşında ilk başarılar sağlanınca, Anlaşma Devletleri içinde olmalarına rağmen İngilizlere duydukları hınç nedeniyle önce italyanlar'dan sonra da Fransızlar'dan borç alınmıştır.
Sovyet Rusya ile ilişkiler kurulunca önemli sayılacak bir para yardımı sağlanmıştır. Bu arada yurt dışındaki müslüman cemaatleri, özellikle Hindistan müslümanları önemli miktarlarda para gönderebilmişlerdir.
Öncelikli olarak halkın bağışları ve vergiler ile sağlanan ve ardından yukarıda belirttiğimiz kaynaklardan karşılanan bütün bu paralar ordunun silah ve donanımına harcanıyordu.
SİYASAL GELİŞMELER
Sevr Barışı:
Hazırlanışı: Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra.banşı kurma hazırlıklarının içine girildiği görülmüştür. Ancak barış koşulları üzerinde Anlaşma Devletleri ile bir türlü uzlaşmaya van-iamıyordu.
Anlaşma Devletlerinin Paris'te yürüttükleri barış görüşmelerinde Osmanlı Devieti'nin parçalanması çoktan kabul edilmişti.
Osmanlı hükümeti ise bunun farkında değildi. 19 Nisan 1920'de İtalya'nın San-Remo kentinde toplanılarak bir barış anlaşması taslağı hazırlandı. Barış imzalanırsa Anadolu hareketinin söneceği kuramı ortaya atılmıştı.
Görüşmeler sürerken TBMM açıldı. Anlaşma Devletleri temsilcileri de 26 Nisan'da çalışmalarını bitirdiler. Osmanlı Devletinden bir temsilci çağırarak hazırladıkları taslağı gösterdiler.
San-Remo'da verilen, kararlar Paris'te Osmanlı temsilcisine düşünce sorulmadan "tebliğ" edilmiştir. Temsilci Tevfik Paşa idi. Tevfik Paşa, İstanbul'a dönünce böyle bir taslağın kabulü halinde Osmanlı Devieti'nin yaşamının sona ereceğini bildirmiştir.
Bu taslağa yanıt olarak Osmanlı Devleti; Anadolu ve Doğu Trakya üzerindeki isteklerin kabul edilmez olduğu yolundadır. Türkler'in oturmadığı topraklar bırakılıyor, ama asıl yurdun parçalanmaı kabul e-dilmiyordu. Buna karşılık, kapitülasyonların sürmesine ses çıkartılmıyordu.
Anlaşma Devletleri, barış taslağının on gün içinde kabulünü istemişlerdir. Artık hiçbir direnme gücü kalmayan hükümet vereceği korkunç karara başkalarını da ortak etmek istedi. Bir Yüksek Kurul (Saltanat Şurası) oluşturuldu.
Bu kurulda, taslağı kabulden başka bir çare kalmadığı kararlaştırıldı. Böylece 10 Ağustos 1920'de Damat Ferit başkanlığındaki kurul, Paris'in Sevr adlı semtinde barış anlaşması imzalanmıştır.
Sevr Barışı'nın Hükümleri: Bu barış Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, italya, Japonya, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Polonya, Sırp-Hırvat-Slovan Devleti (Yugoslavya) ve Çekoslovakya arasında imzalandı.
Adana-Maraş üzerinden Mardin'e kadar gelen çizgi güney sınırını oluşturuyordu. Van-Erzincan-Trabzon çizgisinin doğusundaki sınır sonradan kesinleşecekti.
Ancak bu bölgeler ilke olarak tamamen Ermenistan'a bırakılıyordu. Batı'da ise Kırkağaç ve Ayvalık'm güneyini birleştiren bölge ise 5 yıl süre ile Osmanlı egemenliği altında kalacaktı. Ama yönetim hakkı tamamen Yunanistan'a bırakılmıştı.
istanbul ve Çanakkale Boğazları, Marmara Denizi sahilleri ve Karesi yarımadasının bir bölümü Anlaşma Devletlerinin ortak yönetimine bırakılmıştı.
Başkentin diğer yurt bölgeleriyle bağlantısı kesilmişti. Boğazlar bütün dünya devletlerin ticaret ve savaş gemilerine açıktı. Doğu Trakya ise Boğazlar Bölgesi ve İstanbul dışında Yunanistan'a verilmişti.
Ayrıca azınlıklara çok geniş haklar verilecek ve hükümet bu açıdan sürekli olarak denetlenecekti.
Kapitülasyonlar eskisinden daha kapsamlı duruma getirilmişti.
Sevr Barışı'ndan birkaç gün sonra İngiltere, Fransa ve İtalya aralarında ayrı bir anlaşma imzalayarak Osmanlılar'a bırakılan ülke parçasını da nüfuz bölgelerine ayırdılar. Her devlet kendine bırakılan bölgenin ekonomisini elinde tutacaktı.
Buna göre; İç Anadolu'nun güney yarısı ve Akdeniz Bölgesi ile Yu-naniılar'a bırakılan Ege kesimi dışında bütün Batı Anadolu italyanlar'ın; Silifke-Kayseri-Tokat-Mardin çizgisini içine alan bölge Fransızlar'ın; Mardin'in doğusu da İngilizler'in nüfuz bölgeleri oldu.
SEVR BARIŞINDAN SONRAKİ GELİŞMELER
İç Durum:
Sevr Barışının imzalanması TBMM üzerinde o-lumsuz etki yapmadığı gibi, mücadele hırsını ve azmini kamçılamıştı.
1920 yılı ortalarında, Ağustos ayının başlarına kadar Yozgat'taki olumsuzluklar dışında hemen hemen bütün ayaklanmalar bastırılmıştı. Hemen ardından Düzce'de ikinci bir ayaklanma çıktı. Ekim ayı başında ise Konya ve çevresinde yeni bir karışıklık patlak verdi.
Önemli bir başka olay türü de, ulusal ordu içine girmemekte ısrar eden bazı Kuvay-ı Milliyecilerin durumuydu. Bunlar içinde en güçlü olanlardan Demirci Mehmet Efe de 1920 yılında başkaldırdı.
Yurdun hemen hemen bütün düzeyine yayılan bu ayaklanmaların baş sebebi istanbul'daki hükümetin Anadolu hareketini Padişaha/Halifeye karşı bir başkaldırı olarak göstermesidir.
Dış İlişkiler: TBMM hükümetinin 1920 yılı sonlarına kadar batılı devletlerle ilişkisi olmamıştır. Anlaşma Devletleri, Sevr barışını Osmanlı Hükümeti ile imzalamışlar, TBMM'nin varlığını tanımamışlardı.
Bu arada TBMM Dışişleri Bakanı ve bir kurul Moskova'ya gittiler. Bir süre sonra Sovyet Rusya, Misak-ı Milli'yi tanıdığını açıkladı.
Sovyet Rusya ile başlayan ilişkiler TBMM ordularının Ermenistan üzerinde sağladığı zaferden sonra iyice gelişti. Çünkü bu başarı TBMM'nin ciddi ve gerçekçi bir siyaset çizdiğini, giderek de güçlendiğini gösteriyordu.
Böylece TBMM hükümeti ile Rusya arasında diplomatik ilişkiler kurulmuş bulunuyordu. Böylece TBMM hükümeti ile Rusya arasında diplomatik ilişkiler kurulmuş bulunuyordu.
Doğu Cephesi'nin Kuruluşu ve İlk Büyük Başarı:
Düzenli ordunun ilk büyük başarısı Doğu cephesinde kazanılmıştır. Bu. Ermeniler'in kesin olarak ye-ilgiye uğratılması olayıdır.
Ermeni Sorunu: Ermeniler, 19. yy.'in sonlarına doğru özellikle Ruslar'ın, onlarla birlikte İngilizler'in kışkırtmaları ile yavaş yavaş kıpırdanmaya başladılar. Doğu Anadolu'yu Osmanlı Devleti'nden koparmak ve kendi nüfuzu altında bir Ermenistan kurmak Rusya'nın çıkarlarına çok uygun düşüyordu.
l. Dünya Savaşı başlayınca. Doğu Anadolu'da Ruslar'a karşı büyük bir cephe açıldı. Bu cephedeki çarpışmalara Ruslar ülkelerinden getirttikleri Ermeni birliklerini sokmuşlar ve onları pek çok yerde kullanışlardır. Bu birliklere Osmanlı ülkesinde yaşayan bazı Ermeni grupları da katılmıştı.
Ermenistan ile Savaş
Ermeniler'in Doğu Anadolu üzerindeki istekleri başta Amerika Birleşik Devletleri oimak üzere bütün anlaşma grubunca destekleniyordu.
TBMM'nin açılmasından önce Heyet-i Temsiliye başkanı olarak M. Kemal Paşa ile Kazım Karabekır Paşa, Ermeni saldırısını karşılamak üzere gereken önlemleri alıyorlardı.
Bu yolla 1920 yılı ilkbaharında başlayan Ermeni tecavüzlerine karşı gelinmiştir. TBMM açıldıktan sonra Ermeni saldırılarında gözle görülür bir artış olmuştur. Bunun üzerine 1920 yılı
Haziran ayında, yani Sevr barışından önce, TBMM Doğu cephesini kurdu ve komutanlığına da Kâzım Karabekir Paşa'yı getirmiştir. Böylece düzenli ordunun ilk cephesi de açılmıştır.
1920 yılı Kasım ayı sonunda Ermenistan savaşı büyük bir başarı ile bitirilmiştir.
Gümrü Barışı ve Önemi: TBMM orduları ve Ermenilerle barış görüşmeleri 2/3 Aralık 1920'de imzalandı.
Gümrü Barışı ile Ermenistan bugünkü Doğu Anadolu sınırlarımızı tanıdı. Ermeni Cumhuriyeti ayrıca Sevr barışını geçersiz saydığını belirtiyordu.
Ayrıca TBMM hükümeti, Doğu Anadolu'da yaşayıp oradan göç etmiş Ermenilerin diledikleri takdirde üç yıl içinde geri gelip eski yerlerine yerleşebileceklerini kabul ediyordu, Ermenistan Türkiye'ye karşı hiçbir düşmanca harekette bulunmayacaktı.
Buna karşılık TBMM Hükümeti, Ermenistan'a istenildiği takdirde askeri ve siyasal olarak yardım edecekti.Gümrü Barışı, TBMM'nin hem askeri hem de siyasal ilkbaşarısıdır.
Bu başarı sonucunda;
- TBMM Hükümeti doğuda düzenli bir savaş yürütmüş ve kazanmıştır. Böylece Doğu Cephesi kapanmış ve buradaki tehlike sona ermiştir.
- O güne kadar TBMM'nin varlığını kabullenmeyen Ermenistan tutumunu değiştirmiştir.
- Ermeniler, Sevr Barışını tanımadıklarını belirterek, Türk toprakları üzerindeki isteklerinden vazgeçmişlerdir.
- Bu barış ile TBMM, devletler arası alanda varlığını ilk kez kanıtlıyordu.
- Bu anlaşmada "Osmanlı Devleti" adı kesinlikle geçmemiştir. Metinde TBMM'nin kurduğu devlet "Türkiye" adıyla anılmaktadır.
- Gümrü Barışının imzalanmasından sonra Gürcistan ile de anlaşılmıştır ve Mondros Ateşkes Anlaş-ması'ndan sonra bu devletçe işgal edilen Ardahan ve Artvin geri alınmıştır (23 Şubat 1921).
Ünite 9 Degerlendirme Sorulari

1- Sevr Barışının Osmanlı Devleti açısından hükümsüz olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?


Parlamento tarafından onaylanmaması

Türk ulusunun haklarını yok saymış olması

Osmanlı toprak bütünlüğünü hiçe sayması

Avsturya

Çok taraflı olması
________________________________________
2- Sevr Barışı aşağıdakilerden hangisi tarafından onaylanmıştır?


Saltanat Şurası
Osmanlı Hükümeti

Meclis-i Mebusan
Londra

Hürriyet ve İtilaf Fırkası
________________________________________
3- Aşağıdaki hükümlerden hangisi Gümrü Barışı'nda yoktur?


Yeni anayasayı yürürlüğe koymuştur.

Ermenistan bugünkü Doğu Anadolu sınırlarımızı benimsedi.

Ermenistan'a istenildiği takdirde askeri ve siyasal bakımlardan yardım edilmeyecekti.

Ermeni Cumhuriyeti ayrıca Sevr Barışını geçersiz sayıyordu.

Ermenistan Türkiye'ye karşı hiçbir düşmanca harekette bulunmayacaktı.
________________________________________
4- Gümrük Anlaşması kimlerle hangi tarihte yapıldı?


Ermenistan tanınmayacak

Ermenilerle 2-3 Aralık 1920'de

Yunanlılarla 23 Temmuz 1920'de

Ruslarla 12 Ağustos 1920'de D.) Fransızlarla 30 Ağustos 1922'de

İngilizlerle 21 Aralık 1923'te E) İngilizlerle 21 Aralık 1923'te
________________________________________
5- Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit aşağıdakilerden hangisini yapmıştır?


Gümrü Barışını imzalamıştır.

Sevr Barışını benimsemiştir.

Hıyanet-i Vataniye Kanununun çıkarılmasını sağlamıştır.

Misak-ı Milli'yi ilan etmiştir.

Posta havaleleri gecikmeli gönderilmiştir.
________________________________________
6- Anlaşma Devletleri San Remo'da yaptıkları toplantıda hangi barış antlaşmasının esaslarını saptamışlardır?


Cenevre
Sevr Barışı

Moskova Barışı
Ankara Antlaşması

Lozan Barışı
________________________________________
7- Doğu cephesinde Ermenilere karşı başarılar kazanan ve düşmanı geri atan komutan aşağıdakilerden hangisidir?


İsmet Paşa
Ali Fuat Paşa

Rauf Bey
Refet Paşa

Ulusa! orduyu kurmuştur.
________________________________________
8- TBMM, işgal güçleriyle daha etkin bir biçimde mücadele etmek için 1920'nin sonbaharında aşağıdakilerden hangisini yapmıştır?


Misak-ı Milli'yi ilan etmiştir.

Ulusal orduyu kurmuştur.

Kazım Karabekir Paşa

İstiklâl Mahkemeleri kurmuştur.

Kuvay-ı Milliye birliklerini canlandırmıştır. [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink)   İP: 78.176.125.185
Alt 11-30-2008, 02:30 PM
Aşk_Meleği - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Emeğe Saygılı Olalım..
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
Mesajlar: 4,340
Tesekkür: 1
106 Mesajina 213 Tesekkür Aldi
Tecrübe Puanı: 6
Aşk_Meleği will become famous soon enough
Standart

ÜNİTE- 10 KURTULUŞ SAVAŞI
Sakarya Savaşı'na Kadar Batı Cephesi Dışındaki Cephelerde Durum
[hide]FRANSIZLARLA ÇARPIŞMALAR
Fırat Irmağı'nın batısında Fransızlara bırakılan bölgelerde daha 1919 yılı başlarında Kuvay-ı Milliye etkinliğinin görüldüğünü biliyoruz.
Düzenli bir orduyla saldıran Fransızlara karşı yöre halkının kurduğu Kuvay-ı Milliye'nin bu başarısı gerçekten övülmeye değerdi.
Çukurova'da düzenli ordumuza mensup ufak güçler ile Kuvay-ı Milliye birlikleri Fransızlara karşı öylesine başarılı savaşlar vermiş, onları öylesine korkunç zararlara uğratmışlardır ki, Sakarya Savaşı sırasında o cephe durgunlaşmış, birkaç ay sonra da kapanmıştır.
İTALYANLAR'IN DURUMU
Birinci Dünya Savaşı sürerken bütün Ege Bölge-si'nin İtalyanlar'a verilmesi kararlaştırılmıştı. Asıl Ege Bölgesi Yunanlılar'a verilince, İtalyanlar da İngiliz siyasetine karşı büyük tepki doğdu.
Bu nedenle Yunanlılara karşı direnen Kuvay-ı Milliye, İtalyanlardan ilgi görmüştür. Bazen, Yunanlıların önünden geri çekilmek zorunda kalan Kuvay-ı Milliye birliklerinin İtalyan bölgesine sığındıkları söylenir.
İtalyanlar kendilerine bırakılan bölgede bir işgal gücü gibi davranmayıp, sempati toplamak ve bu yolla ekonomik nüfuz kurmak istiyorlardı. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı tarihimizde İtalyanlar'a kaşı kurulan bir cephe yoktur.
Batı Cephesinde Savaşın Gelişimi ve Siyasal Olaylar
ÇERKEZ ETHEM OLAYI
Çerkez Ethem'in ayaklanmaların bastırılmasında önemli hizmetleri görüldü. Ama düzenli ordu kurulmaya başlanınca, bundan hoşlanmadı.
Çerkez Ethem'e göre kendisinin komuta ettiği gibi oynak, hareketli birlikler geniş yetkilerle donatılmalı, hem savaşmalı, hem de bulundukları yerlerde siyasal otorite sahibi olup oraları yönetmekte idi.
Ulusal ordununkuruluşu tamamlandıkça Ethem, kendisinin üstü durumunda bulunan komutanları dinlememe, onları saymama yoluna saptı. 24 Aralık 1920 günü Kütahya yöresinde TBMM'ye karşı ayaklanma bayrağını açtı.
BİRİNCİ İNÖNÜ SAVAŞI
Yunanlılar Sevr Barışı ile kendilerine bırakılan bölge ile yetinemeyeceklerini ileri sürüyorlardı, ingilizler ise Sevr Barışı'nın uygulanması için yeniden baskı yöntemine dönmeyi arzu ediyorlardı.
Bunun sağlanması için de Yunanlılar'ı tekrar bir saldırıya kışkırtmayı hedefliyordu. çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe ayaklanmaları ile uğraşılırken Yunanlılar'ın ilerlemeleri, yeni kurulmakta olan ordumuza çok sıkıntılı anlar yaşatmıştır.
6 Ocak'tan 11 Ocak'a kadar merkezi inönü kasabası olmak üzere, Bilecik yörelerinde şiddetli çarpışmalar oldu. İnönü'de durdurulan Yunanlılar artık daha ileri gidemeyeceklerini anladıklarından çekilmeye başladılar.
Bunun üzerine serbest kalan birliklerimiz Ethem'in üzerine yüklendi, düzenli ordunun saldırısına dayanamayan Ethem kuvvetleri dağıldı.
Yunan saldırısının İnönü'de durdurulması TBMM Hükümetinin otoritesini ve saygınlığını artırdı. Bu zafer üzerine Anlaşma Devletleri arasındaki çekişmeler de.
İyice su üstüne çıkmıştı, özellikle Fransızlarla İtalyanlar yeni Türk Devletini artık görüşülmesi gerekli bir siyasal varlık olarak kabul etmeye başlamışlardı.
Sevr Barışı uygulanmak isteniyorsa TBMM ile anlaşmak, pazarlık etmek gerekti, ingiliz kamuoyunda böyle bir eğilim kendini göstermeye başlıyordu.
LONDRA KONFERANSI
Anlaşma Devletlerince varlığı hiçbir biçimde tanınmayan TBMM Hükümetinin Londra'ya çağrılması çok önemli aşamadır. Fakat dikkat edilirse, Osmanlı Devleti de bu toplantıya çağrılmıştır. Anlaşma grubu her iki siyasal varlığı birbirine düşürmek ve bu arada kendileri için en elverişli kararlara varmak düşüncesini taşımaktadır.
23 Mart 1921 tarihinde başlayan görüşmelerde, ilksöz Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa'ya verildi. Paşa hiç kimsenin beklemediği bir jest yaptı ve "Söz, ulusumun asıl temsilcilerine aittir" dedi.
Bu tutumu ile Tevfik Paşa, Anadolu hareketinin karşısıda değil, yanında olduğunu ve TBMM'nin ulusu temsil edebilecek tek makam olduğunu kabul ediyordu.
Başarısızlığa rağmen, Londra Konferansı önemli bir siyasal aşamayı oluşturuyordu. Zira, Anlaşma Devietleri'nin Sevr Barışının bazı hükümlerinin artık tartışma konusu edilebileceğini ve bu gibi konularda TBMM Hkümeti ile görüşmeyi kabullenmeleri, bir diplomatik başarı olarak değerlendirilebilir.
MOSKOVA ANTLAŞMASI
Ermeniler'e karşı sağlanan zaferden sonra, Birinci inönü Savaşı'nın da kazanılması Ruslar'daki son duraklamaları ortadan kaldırmıştı.
Onlar, daha önceden tanıdıkları TBMM hükümeti ile sıkı bir işbirliği içine girmeyi kararlaştırdılar. Bu anlaşmaya göre; sovyet Rusya, Sevr Barışını kesinlikle tanımıyor ve TBMM Hükümeti'ne her türlü maddi ve siyasal desteği vermeyi yükümleniyordu.
İKİNCİ İNÖNÜ SAVAŞI
Londra Konferansı'nda reddedilen barış tasarısının kabulünü sağlamak için Yunanlılar'ın bu kez daha geniş çaplı bir saldırı yapıp, bunda başarı kazanmaları gerekiyordu, inönü yöresine doğru 23 Mart'ta saldın başladı.
İsmet Paşa komutasındaki birlikler, İnönü merkezinde kanlı direnme savaşları yaptılar. 31 Mart'a kadar süren Yunan saldırısını göğüsleyen birliklerimiz sonunda onları Afyon-Bozüyük çizgisi gerisine çekilmeye zorladılar.
Türk ordusunun bu yeni başarısı her yanda duyuldu; ulusa moral verdi. Yurtta büyük bir umut rüzgârı esmeye başladı.
KÜTAHYA-ESKİŞEHİR SAVAŞLARI
Türkleri saldırı gücünden kesinlikle yoksun kılmak, ardından savunma işlevini de yerine getiremez bir duruma sokmak için, Ege Bölgesi'nden çıkıp iç Anadolu'ya yayılmak gerekliydi.
Böylece Yunan egemenliği tartışmasız biçimde kurulabilirdi. Bu planı uygulamak için ingilizler de Yunanlılar'ı kışkırtıyordu.
Sonunda 10 Temmuz 1921'de büyük Yunan saldırısı başladı. Saldırı cephesi çok genişti; Afyon'a değin uzanıyordu.
Türk ordusu bu kadar geniş bir alanda savunma savaşı yürütemezdi. Bu nedenle zorlanıp büyük yitikler vermektense, oyalayıcı ufak çarpışmalarla güvenli bir stratejik noktaya geri çekilmek en iyi çözümdü.
TBMM Başkanı Mustafa Kemal Pa-şa'nın "askerlik sanatının gereği" olarak verdiği bu geri çekiliş kararının uygulanışı düzgün bir biçimde 24 Temmuz'a kadar tamamlandı.
Ordumuz bu tarihte, büyük yitikler vermeden Sakarya Irmağı'nın doğusuna alındı. Bunun sonucunda Kütahya, Eskişehir ve Afyon Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir.
YUNAN SALDIRISININ İÇ SİYASETE YANSIMASI
Yunanlılar büyük bir hırsla hazırlandıkları son saldırıları ile Ankara'ya kadar gelmeyi, TBMM'yi dağıtıp Türk siyasal varlığına son vermeyi düşünüyorlardı.
TBMM üyeleri yaklaşan bu felaket dolayısıyla son derece huzursuz ve hırçın duruma gelmişlerdi. TBMM'nin Kayseri'ye nakledilmesi, ordunun dağıtılıp tekrar Kuvay-ı Milliye esasına dönülmesi gibi akıl dışı öneriler yapılıyordu.
Mustafa Kemal Paşa, eğer kedisine sorumluluk verilmesi isteniyorsa, bunun belli yetkilere bağlı olarak sağlanması gerektiğini ileri sürüyordu. Eğer olağanüstü yetkilerle donatılırsa, verdiği kararlar hemen uygulanır, işler daha çabuk yürürdü.
5 Ağustos 1921 günü TBMM çıkardığı yasa ile kendi yetkilerini Mustafa Kemal Paşa'ya üç ay süre için devretti. Mustafa Kemal Paşa bu yasa ile "Başkumandan" atandı.
Mustafa Kemal Paşa'nın karşısında olanlar da bu yasaya oy verdiler. Çünkü O, böylesine ağır bir işin nasılsa altından kalkamayacaktı. Böylece Mustafa Kemal Paşa'nın saygınlığı bir anda sönüp gidecekti.
SAKARYA SAVAŞI
Savaşa Hazırlık:
7-8 Ağustos'ta Tekâlif-i Milliye emirleri yayınlandı. Bu kararlar ile; Halkın ve tacirlerin elinde bulunan yiyecek ve giyecek maddelerinin yüzde kırkı, bedelleri sonradan ödenmek üzere, orduya verilecekti.
Öküz ve at arabalarının, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde yirmisi teslim edilecekti. Halkın elinde ne kadar silâh ve cephane varsa üç gün içinde orduya verilecekti.
Yurttaki bütün teknik araç ve gereçlerin de yüzde kırkına el konulmuştu. Teknik elemanlarımızın hepsi ordunun buyruğuna alınmıştı. Her aile birtakım çamaşır ile birer çift çorap ve çarık hazırlayıp orduya verecekti.
Başkomutan'ın bu buyruklarını yerine getirmek üzere her ilçede birer "Tekalif-i Milliye Komisyonu" kurulmuştu. Komisyonların çabuk çalışmasını sağlamak için de çeşitli yerlere "İstiklâl Mahkemeleri" gönderildi.
SAKARYA SAVAŞI
Sakarya Savaşı Başkomutan'ıri Türk ordusuna verdiği taktiğin bir zaferidir. Bu taktik şu cümlelerle açıklanmıştı: "Savunma bir çizgi üzerinde değil, bir yüzey üzerinde yapılacaktır.
O yüzey de bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı yurttaş kanı ile sulanmadıkça bırakılamaz. Büyük, küçük herbirlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurarak savaşı sürdürür.
Yanlarındaki birliklerin çekilmek zorunda olduğunu görenbirlikler onlara bağlı olmaz. Bulunduğu yerde sonuna kadar direnmeye mecburdur." Başkomutan'ın bu taktiği dünya savaş tarihinde de bir çığır açmış, "topyekün savaş" kavramını muharebe tekniğine sokmuştur.
23 Ağustos'tan 13 Eylül'e kadar 22 gün süren, ama asıl başlangıcı ve bitişi bakımından bir buçuk aylık bir zamanı kapsayan Sakarya'deki büyük mücadele, çok parlak bir başarı ile sona erdi.
Bu büyük zafer ulusun temsilcisi olan TBMM'nin saygınlığını cokarttırdı.Şimdi herkes TBMM ile kurulan düzenin sağlam ve kalıcı olduğunu, bu yolla yurdu tam anlamıyla kurtarmanın artık olanak içine girdiğini kabul ediyordu.
TBMM'nin saygınlığı arttığı o-randa istanbul Hükümeti'nin varlığı iyice tartışma konusu edilmeye başlandı. Ayrıca, bu savaşı yürütüp
kazanan kadro siyasal bakımdan da büyük güç kazandı. Başkomutan ve arkadaşları erişilmez bir sevgi ve saygıya ulaştılar. Mustafa Kemal Paşa'ya "Gazilik ve Mareşallik" rütbesini verdili.
Sakarya Zaferinin dış siyasette ise sonuçları şunlardır;
13 Ekim 1921'de Kafkas Cumhuriyetleri ile TBM Hükümeti Kars Antlaşması'nı imzaladılar. Bu antlaşma daha önce Sovyet Rusya ile yapılan Moskova Antlaşmasının tekrarı niteliğindedir. Böylece Türkiye'nin Doğu sınırı tam anlamıyla güvenlik altına alındı.
Fransızlar artık TBMM'nin başarısına ve kalıcılığına inandıklarından hemen görüşmelere başladılar, ingilizler de bütün direnmelerine rağmen 20 E-kim 1921'de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında "Ankara Antlaşması" imzalandı.
Hatay-iskenderun dışındaki bugünkü güney sınırımız, yani günümüzdeki Suriye sınırı, Fransızlarca kabul edildi. Bu sınırın kuzeyini Fransızlar boşaltacaklardı. Şimdilik sınır dışında kalan Hatay'da ise Fransızlar Türklerin her türlü haklarını tanıyacaklarını belirtiyorlardı.
İtalyanlar ise 1921 yılı sonlarında işgal ettikleri bölgeleri boşaltmışlardı.
BÜYÜK TAARRUZ
Yunan ordusunun saldırma ve ilerleme gücünün büyük ölçüde yok edilmesiyle henüz yurdu kurtarma işi bitmiş değildi. Bu ordunun Anadolu içinden tamamen sökülüp atılması gerekiyordu.
Gazı Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutanlık süresi 31 Ekim 1921 ve 4 Şubat 1922 tarihlerinde iki kez uzatılmıştı.
Bu süre içinde Başkomutan ve TBMM Hükümeti yoğun çalışmalar içindeydi. TBMM, Dışişleri Bakanı, Yusuf Kemal Bey'i Avrupa'ya göndermişti. Avrupa'ya giderken istanbul'dan geçen Yusuf Kemal Bey Padişah Vahdettin tarafından kabul edildi.
26 Mart 1922'de Anlaşma Devletlerinden "Barış Esaslarını" içeren bir öneri geldi. Anadolu'daki kurtuluş heraketinin dayanağı olan düşünce ve ülküyü kavrayamamış olan Anlaşma Devletleri bir barış için şu koşulan öneriyordu.
Dğu'da Uluslar Kurumu gözetiminde bir Ermeni yurdu kurulacak; Doğu Trakya'da Tekirdağ Türklere, Edirne Yunanlılara bırakılacak, İzmir Türklere geri verilecek, ama oradaki Rumlar yörenin yönetiminde söz sahibi olacaklar; Türk ordusunun asker mevcudu 85 bin kişiye çıkartılabilecek, kapitülasyonlar üzerinde pazarlık yapılabilecek.
26 Ağustos sabahı başlayan Büyük Taarruz sonucunda 9 Eylül'de İzmir, 11 Eylül'de Bursa kurtarıldı. 18 Eylül'de Anadolu'da Yunan askeri kalmamıştı.
Ama savaş henüz bitmemişti. Çünkü izmit ve Çanakkale bölgelerinde boğazları koruyan güçlü İngiliz birlikleri vardı, istanbul Anlaşma Devletlerinin elindeydi. Doğu Trakya ise Yunan işgali altındaydı.
Ünite 10 Degerlendirme Sorulari

1- Aşağıdakilerden hangisi l. İnönü Zaferi sonrasındaki gelişmelerdendir?


Londra Konferansı
Düzenli ordunun kurulması

Gümrü Barışı
Sevr Antlaşması

TBMM'nin açılması
________________________________________
2- Çerkeş Ethem aşağıdakilerden hangisine tepki göstererek ayaklanmıştır?


Ulusal ordunun kurulmasına

Tekalif-i Milliye Emirlerinin yayınlanmasına

TBMM'nin açılmasına

Heyet-i Temsiliye'nin kurulmasına

Sevr Barış Antlaşmasına
________________________________________
3- Yunan kuvvetleri, Anadolu'yu aşağıdakiler den hangisi sonucunda terk etmişlerdir?


Lozan Barış Antlaşması
Mudanya Ateşkes Anlaşması

Büyük Taarruz
Kütahya - Eskişehir Savaşları

II. İnönü Savaşı
________________________________________
4- Aşağıdakilerden hangisi, Gümrü Antlaşması'nın sonuçlarından biri değildir?


Batum'un Rusya'ya bırakılması

Doğu Cephesinin kapanması

Ermenistan'ın TBMM Hükümeti'ni tanıması

Kars ve çevresinin yeniden geri alınması

Gürcistan ile antlaşma imzalanması
________________________________________
5- Aşağıdakilerden hangisi TBMM Hükümeti tarafından imzalanan ilk antlaşmadır?


Kars
Gümrü
Moskova
Gürcistan
Sevr
________________________________________
6- Yunan ordusunun saldırma ve ilerleme gücü aşağıdakilerden hangisiyle büyük ölçüde yok edilmiştir?


II. İnönü Savaşı
Dumlupınar Savaşı

l. İnönü Savaşı
Sakarya Savaşı

KütahyaEskişehir Savaşları
________________________________________
7- Çerkeş Ethem Ayaklanması çıktığı sıralarda Düzenli Ordu, Yunanlılar'a karşı aşağıdaki zaferlerden hangisini kazanmıştır?


II. İnönü
I. İnönü
Sakarya
Çanakkale
Büyük Taarruz
________________________________________
8- Aşağıdakilerden hangisi Sakarya Savaşı'nın sonuçlarından biridir?


Yunanlıların Trakya'dan çekilmeleri

Mustafa Kemal Paşa'ya gazilik sıfatı ve mareşallik rütbesinin verilmesi

Padişahın TBMM'nin varlığını kabul etmesi

Tekalif-i Milliye Emirlerinin yayınlanması

Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutan olması [/hide]
__________________
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +1 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:50 AM .


Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

Türkçe Çeviri : y4Kup


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571