![]() |
| Sponsored Links |
|
||||
|
HİDİV KASRI
Hidiv, Osmanlı'nın Mısır valilerine verdiği ünvandır. 19. yüzyılın sonlarında, genç yaşta Mısır Valisi olan Abbas Hilmi Paşa, Osmanlı devletinden Mısır'daki İngiliz nüfuzunu kırabilmek için destek sağlayabilmek için uzun süreli İstanbul'da kalması gereken genç Paşa,1903 yılında Çubuklu'da iki ahşap yalı satın alır. Zamanla yalılarının arkasındaki yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de alan Paşa,1907 senesinde İtalyan mimar Delfo Seminati'ye o devrin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındaki muhteşem saray yavrusunu Dolmabahçe Sarayı Dolmabahçe Sarayı girişine Sultan II. Abdülhamid tarafından 1890-1895 yılları arasında yaptırılmıştır. Saray mimarı Sarki Balyan tarafından Neobarok ve Ampir tarzında yapılmıştır. 2 metre yüksekliğinde ve 4 katlıdır. Iki tarafında Sultan 2. Abdülhamid`in tuğrası bulunur. Saatçibaşı Johann Meyer tarafından takılan Paul Garnier markalı saat 1979`da kısmen elektronik sisteme çevrilmistir ve çalışır durumdadır.
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
PEMBE KÖŞK
Emirgân adını, buranın, 1635'de Erivan'ı Sultan IV. Murat'a teslim eden İranlı Prens Emir Gûn Han'a, bu davranışından dolayı hediye edilmesinden alır. Daha sonra Feridun Bey Bahçeleri adıyla anılan park, birkaç kez el değiştirir. 1860'lı yılların sonuna doğru Hidiv İsmail Paşa nın eline geçmiş ve kıyıya yaptırdığı büyük ahşap sarayının arka bahçesi olarak kullanılır. Hıdiv, in İngiltere. Park,1930'larda Satvet Lütfi Tozan tarafından satın alınmıştır. Tozan'ın bir davetine icabet eden o dönem İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar'ın çevresine bakınıp "Bir kişiye bu kadar yer çok" demesiyle, 1940'lı yılların başlarında kamulaştırılıp şehrin mülkiyetine geçirilmiştir. Korulukta İsmail Paşa tarafından yaptırılan üç köşkten biri olan Pembe Köşk İki katlı tipik bir Osmanlı evi üslubundadır. Adını, orijinal rengi olan sardunya pembesinden alır. SARI KÖŞK Emirgân Parkı'nda işletmeye açılan bir diğer köşk de Sarı Köşk'tür. Hidiv İsmail Paşa tarafından yaptırılan parkın içindeki Sarı Köşk, Şale üslûbunda olup bir kuş evi görünümündedir. Türk insanının geleneksel yaşama düzeninin gereği olarak bir sofa etrafinda toplanan plan şeması uzun yıllar değişmeden sürdürülmüştür. Ünlü Osmanlı mimarı Serkiş Balyan tarafından tasarlanan yapıda, tavan ve duvar süslemeleri, büyük yüksek, kapı ve pencereler, iç mekanlarda parlak renkle zenginleştirilmiş işlemeler önem taşımaktadır. San Köşk, üst katında üç oda bir salon, alt katta dört oda, hol ve mutfak ve bir bodrum katından oluşur. Süsleme sanatının en ince özelliklerini taşır. İç tavanda çiçek motifleri yağlı boya figürler, dış cephe süslemeleri oyma el sanatının tipik örneğidir. San rengi beyazla birlikte motife edilmiş bir kuş evini andıracak şekilde dekore edilmiştir
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
ANADOLU KAVAĞII
Son kez şehrin karmaşasından uzaklaşmak için vapurların Boğaz'daki son durağına, Anadolu Kavağı'na geldik. Burası küçücük bir balıkçı mahallesi ama küçük olduğu kadar da turistik bir yer. Anadolu Kavağı, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'den giriş kapısı konumunda. Anadolu Kavağı'na Avrupa Yakası'ndan kara yoluyla ulaşmak için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden geçince Beykoz sapağından girmek gerekiyor. Çubuklu'ya sahile indikten ve Beykoz Bayırı'na geldikten sonra da Anadolu Kavağı tabelaları takip ediliyor. Ama özellikle eğer hava güzelse, Anadolu Kavağı'na denizden gelmek daha keyifli. Şehir hatları vapurları Eminönü ve Kadıköy'den kalkıp, Anadolu Kavağı'na kadar gezi seferleri yapıyor. Sarıyer'den ise Anadolu Kavağı'na her saat başı vapur var. Yabancı turistlerin de sıkça rağbet ettiği şehir hatları vapurları, Eminönü'nden kalkıp Boğaz'ı gezerek iki buçuk saatte Anadolu Kavağı'na geliyor. Kavacık'tan da belediye otobüsleri de kalkıyor buraya... Tabi gelinen yer balıkçı köyü olunca, nereye baksanız balık var etrafta... Bir yanda tekneleri, bir yanda balık ağı yapanları ya da balık temizleyenleri görüyorsunuz... Anadolu Kavağı, askeri bölge ve SİT alanı olduğu için hiç bozulmamış. Mahallenin neresinden başınızı yukarı kaldırsanız, arkanız yemyeşil orman. Zaten buranın görüntüsü de yıllardır hiç değişmemiş. Nüfusu bile 1950'den beri aşağı yukarı aynı kalmış. Durum böyle olunca, tertemiz havada dolaşmaya gelenler buradan eksik olmuyor elbette. Anadolu Kavağı'nın müdavimlerinden Yönetici Mehmet Epçin şöyle diyor: "Burası İstanbul'dan kaçış gibi bir yer. Şehrin gürültüsünde yaşayan biri için Anadolu Kavağı çok şirin bir yer. Üstelik bugün benim doğum günüm. İnanın ilk akla gelen şeydi Boğaz turuyla gelmek, o dilenci vapuruyla boğazı geçtim, geldim Kavak'ın içinde küçük bir tur yaptıktan sonra burada hem yemeğimi yiyorum hem İstanbul'u doyasıya yaşamaya çalışıyorum" Anadolu Kavağı'nın merkezinde çok sayıda midye ve kalamar tava yapan dükkan var. Ayaküstü atıştırmak isteyenlere tabii. Mükellef bir balık yemeği isteyenlerin balık lokantalarına girmeleri gerekiyor. Balıkçı köyüne gelip de balık yemeden dönmek olmaz. Her ne kadar balık sezonu daha gelmese de, Anadolu Kavağı'nın merkezindeki lokantaların menüsü son derece zengin... Turistik olduğu için, restoran çalışanlarının sürekli bağırarak sizi lokantalarına çağırıyor olması rahatsız edici olsa da, kendinize güzel bir balık ziyafeti çekmek için ideal bir yer Anadolu Kavağı. Aşçı İhsan Mavzer, balık çeşitlerini şöyle anlatıyor: "Özellikle bizim iskorpit kavurmamız, güvecimiz, sosumuz çok meşhur olduğu için, insanlar onu tercih edip buraya geliyorlar. Balık mevsimi eylül ayında ama şimdi iskorpit mevsimi... Eylülden itibaren lüfer, palamut, çinekop, kalkan başlar." Etrafta sadece balık yemeye gelen aileler de var, fotoğraf makineleri yanlarından eksik olmayan Japon turistler de.... Turist çok, turistik dükkanlar da eksik değil Anadolu Kavağı'nda ama buna rağmen, tipik mahalle havasını hissediyorsunuz yine de.... Bu yüzden evlerin, rengarenk kapıları, cumbaların arasında geziyoruz biraz. Anadolu Kavağı'nda plaj yok ama bu birçok kişinin kayaların arasından denize girmesine engel olmuyor. Özellikle haftasonları, denize girenler çoğalıyor Anadolu Kavağı'nda... Mahallenin muhtarı ise biraz şikayetçi. Keşke bu kadar kirletmeseler mahallemizi gelenler diyor. Cenevizliler devrinden kalma Yoros Kalesi, Anadolu Kavağı'nın simgelerinden biri. Kale güzel, ama buradan görünen Boğaz manzarası da muhteşem... Sahilden Yoros Kalesi'ne çıkmak için yaklaşık yarım saat yokuş yukarı yürümeniz gerekiyor, bu yüzden kaleye, Anadolu Kavağı'na arabayla geldiğinizde çıkmakta fayda var. Ama çıktığınızda buna kesinlikle değiyor. 1190'da Cenevizliler tarafından yapılan ve daha sonra Bizans ve Osmanlıların eline geçen Yoros Kalesi'den Karadeniz'den Boğaz'a giriş yapan gemileri de izleyebilirsiniz... Anadolu Kavağı'nda bir gece dahi kalmak isteseniz burada hiçbir konaklama tesisi yok. Bu yüzden akşam olunca burayı, balıkçıları, kaleyi ve mühteşem menzarayı bırakıp şehre dönme vakti geliyor.
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
Çemberlitaş Hamamı
Çemberlitaş Hamamı, Çemberlitaş`ta, Divanyolu üzerinde, I. Constantinus`un (M.S. 324-337) diktirdiği anıtın Vezir Han tarafında yer alır. Hamam`ın karşısında Köprülü Mehmet Paşa Cami, medresesi ve türbesi, yanında Vezir Hanı, eski Dar`ül-fünun binası, civarında ise Sultan II. Mahmut Türbesi, Köprülü Kütüphanesi, Atik Ali Paşa Cami ve medresesi ve Ali Baba Türbesi mevcuttur. Hamam, Sultan II. Selim`in karısı ve Sultan III. Murat`ın annesi, Nurbanu Sultan tarafından Üsküdar`da, Toptaşı`nda, Valide-i Atik Külliyesi`ne gelir getirmesi için yaptırılmış ve vakfedilmiştir. Hamam, Tuhfet`ül-mimarin`e göre Mimar Sinan yapısıdır. Kitabesinden anlaşıldığıne göre hamam yapılış tarihi 992/1584`tür. Çembarlitaş Hamamı birbirinin tamamen benzeri ve yanyana bitişik bir çifte hama olarak planlanmıştır. Erkekler kısmının girişi Vezir Han Caddesi üzerindedir. Giriş üzerinde, etrafı rumilerle bezeli, üç sıra halinde hazırlanmış altı mısralı bir kitabe vardır. Kadınlar kısmı girişi ise Divanyolu Caddesi üzerindedir. Bugün kadılar ve erkekler kısımları girişleri aynı kapıdan yapılmaktadır. Erkekler ve kadınlar bölümlerinin soyunma yerleri, geçişi köşe trompları ile sağlanmış büyük birer kubbe ile örtülüdür. Etrafında üç kat soyunma odaları vardır. Mimar Sinan`ın son dönem eserleri arasında yer alan hamamın 38 adet kurnası vardır. Kubbenin altında çok yüzlü büyük bir göbek taşı bulunmaktadır. Sıcaklık bölümleri kubbelerinde bulunan küçük delikler ile aydınlatılmaktadır. Delikler cam fanuslar ile kapatılmıştır. Günümüzde hem kadınlar hem de erkekler bölümü hizmet vermeye devam etmektedir.
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
Aynalı Kavak Kasrı
Üç yüzyıl boyunca Haliç kıyılarını süsleyen ve günümüzde Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde “Ayanalıkavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir. İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye “Tersane Has Bahçesi” adı verilmiştir. Buradaki yapılaşmaların tarihi, Sultan I. Ahmed Dönemine (1603-1617) dek inmektedir. Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve “Tersane Sarayı” olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17. yüzyıldan başlayarak “Aynalıkavak Sarayı” olarak da adlandırılmıştır. Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed Döneminde (1703-1730) yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim Döneminde (1789-1807) yeniden düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Yapı; Divanhanesi, Beste Odası ve bu mekânların pencerelerini dolanan Yesarî’nin talik hattı ile yazılmış, Kasrı ve III. Selim’i öven, dönemin tanınmış şairleri Şeyh Galib ve Enderunî Fazıl’a ait şiirleriyle 18. yüzyıl mimarlık örnekleri arasında özel bir yer almaktadır. Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan Kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim Dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, bu kültürün başlıca simgeleri olan sedir ve sedirimsi kanepe, mangal kandil gibi mobilyalarla döşeli olan odalar, bugün yok olmuş bir yaş** biçiminin görünümlerini sergilemektedir. Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı’nın zemin katı, Sultan III. Selim’in besteci özelliği de göz önünde tutularak, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan görsel kaynaklar ve kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği çalgıların bir araya getirilmesiyle “Türk Çalgıları Sergisi” mekânına dönüştürülmüştür. Kasrın bahçesindeyse, özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri, klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği Aynalıkavak Konserleri ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar verilmektedir.
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
Kadifekale
Kadifekaleİzmir Körfezi’ne hâkim şehrin güneyinde bulunan 186 m. yüksekliğindeki Pagos Dağı eteklerinde bir tepe üzerinde bulunan kale ilk defa MÖ.334 yılında Anadolu’yu Pers egemenliğinden kurtaran Makedonya Kralı Büyük İskender’in (MÖ. 356–323) isteği ile yapılmıştır. İskender’in komutanlarından Lysimachos’un İmparator’un emri ile yaptığı bu kalenin bulunduğu yerde daha önce bir Leleg yerleşmesi olduğu Antik kaynaklarda belirtilmektedir. Bununla beraber burada yapılan kazılarda bu iddiayı kanıtlayacak herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Tarih boyunca İzmir çeşitli saldırılara uğramış bu yüzden de şehrin surlarla kuşatılmasına gereksinim duyulmuştur. Bu nedenle de Kadifekale’de izleri ile karşılaşılan Akropolden bugünkü Basmane semtindeki Sart yoluna ve Eşrefpaşa’daki Efes yolundan denize kadar uzanan iki sur yapılmıştır. Kale Roma döneminden sonra Ortaçağda Timur orduları tarafından 1402’de tahrip edilmiş bunu İzmir’deki 1668 yılında olan deprem izlemiştir. Kaleden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir. Günümüze gelebilen kalıntılar daha çok Ortaçağ’a aittir. Ortaçağ kale duvarlarının altında yapılan araştırmalarda ise Helenistik döneme (MÖ. 330-MS. 20) ait duvar kalıntıları ile karşılaşılmıştır. XIX. yüzyılda İzmir’e gelen gezginlerin sözünü ettiği bu kalenin büyük bir bölümü ortadan kalmıştır. Günümüze gelen kalıntılardan kalenin moloz taş kesme taş ve tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kadifekale’den günümüze yalnızca kalenin batısındaki beş kulesi ile güneyindeki duvarlarından bir bölümü ayakta durmaktadır. Bunlara dayanılarak kalenin uzunluğunun 6 km. olduğu ve sur duvarlarını destekleyen kulelerin 20–35 m. yüksekliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Kalenin bunun dışında kalan doğu ve kuzey kısımları tamamen yıkılmıştır. Kale içerisinde ise bir dehliz ve bir de su sarnıcı kalıntısı görülmektedir. Sarnıç moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Üzeri toprak dolgu olan sarnıcın içerisi birbirleri ile tuğladan yuvarlak kemerli payelerle bölümlere ayrılmıştır. XX. yüzyılın ikinci yarısında yapılan kazılar sonucunda sarnıcın bütünü iyi bir durumda ortaya çıkarılmıştır. Kadifekale surlarının bir bölümü Çelebi Mehmet tarafından yıktırılmıştır. Yalnızca doğu yönündeki surlardan rektangonal (çok iri taşlar) parçalardan bir iki adedi Basmane Garı’ndan Tilkilik’e uzanan ve Altınpark’a giden yolun başında görülmektedir.
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
|
||||
|
Çukur Han
Çukur Han (Bergama) İzmir ili Bergama ilçesinde bulunan bu hanın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIV.-XV. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Han moloz taş kesme taş ve tuğladan yapılmış olup iki katlı orta avlulu plan tipindedir. Yakın tarihlerde restore edilen bu han dikdörtgen planlı bir orta avlunun çevresinde yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmış sütunların oluşturduğu revaklardan meydana gelmiştir. Alt kattaki odaların üzerleri tonoz üst kattakiler de kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısının üzerinde büyük bir oda bulunmaktadır. Bu odaya Başodası ismi verilmiştir. Hanın cephesinde üst katta pencereler sıralanmış bunların üzeri de saçak frizi ile sonuçlanmıştır
__________________
...Küçük bir çocuğun elinden şeker alır gibi Çaldınız benim mutluluğumu... Tanrı'nın gücüne gitmesin Hep isyanları oynuyorum / Kimse üstüne alınmasın Kendime bir yol arıyorum. Kimseye yalan söylemem Gerçekleri duymaya gelemem , Önce git sonra ben anlarım. Aklına gelince ayrılığı... [Söyleme] Hiç gücüm yok karşında gerçeği duymaya. Yeniden yalnız eski yitirmiş olmaya Alıştım yalnızlığın soğuk makamına. Üşümeyim yeter . ![]() |
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|